Ömer Faruk Er - Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Portalı

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10. Sınıf Ders Notları (2. Ünite)

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10. Sınıf 2. Üniteye ait ders notlarını aşağıda bulabilirsiniz. Ders notları kitabınızın sadece konu anlatımlarının alındığı kısaltılmış notlardır.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10. Sınıf Ders Notları (2. Ünite) Ders Kitapları

NOT: 10. SINIF 1. ÜNİTE DERS NOTLARI İÇİN TIKLAYIN!

2. ÜNİTE: İSLAM’DA İBADETLER

1. İnanç-İbadet İlişkisi

İslam dinine göre inancı ibadetten, ibadeti de inançtan ayrı düşünmek mümkün değildir. İnanç ve ibadet birbirini destekleyen, tamamlayan iki olgudur. Bu nedenle Ku’an-ı Kerim’in birçok ayetinde iman, ibadet ve salih amelle birlikte anılmaktadır. Namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin inananlara farz kılındığı belirtilmektedir. Bununla ilgili olarak bir ayet mealinde, “Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabb’inize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” buyrulmaktadır. Başka bir ayette ise “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rab’leri katindadır...” buyrulmaktadır. Sevgili Peygamberimiz de kendisine İslam nedir, diye soran bir sahabeye şöyle cevap vermiştir: “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmaktır...” Görüldüğü gibi Hz. Peygamber, dinimizde emredilen namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetleri imanla birlikte anmıştır. Böylece o, inançla ibadet arasındaki yakın bir ilişki olduğunu vurgulamıştır.

İnsanı ibadet etmeye yönlendiren başlıca etken inançtır. Allah’ın varlığına, birliğine, sonsuz gücüne inanan insan, ibadet etmeye layık tek varlık olarak onu görür. Bu nedenle Allah’a sevgi ve saygıyla bağlanır. Onun emrettiği ibadetleri severek ve isteyerek yerine getirir. Her zaman iyi, güzel ve yararlı davranışlarda bulunmaya özen gösterir. Böylece inancının gereğini davranışlarıyla ortaya koyar, imanını ibadetlerle destekler ve güçlendirir.

2. Başlıca İbadetler

İslam dininde yerine getirilmesi emredilen bazı ibadetler vardır. Bunların başlıcaları namaz, oruç, zekât, hac ve kurbandır. Namaz bedenle, zekât ve kurban mal ile hac ise hem beden hem de mal ile yapılan bir ibadettir.

2.1. Namaz

İslam dininde namaz ibadetine büyük önem verilir. Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurur: “Namaz dinin direğidir.” Kutsal kitabımız Kur’an’da namazla ilgili birçok ayet vardır. Bunlardan birinde, "Namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” buyrulur. Bir başka ayette ise “... Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” ifadesi yer alır. Dinimiz akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olan her Müslümana namazı farz kılmıştır.

İslam dininde beş vakit namaz, cuma namazı, bayram namazı, teravih namazı, cenaze namazı gibi namaz çeşitleri vardır. Beş vakit namaz bütün Müslümanlara farzdır ve bunlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde kılınır.

Sabah namazı: İki rekât sünnet, iki rekât farz olmak üzere toplam dört rekâttır. Sabah namazının önce sünneti, sonra da farzı kılınır. Sabah namazının sünnetini kılacak kişi öncelikle abdestli olarak ve ayakta kıbleye doğru yönelir. “Niyet ettim Allah rızası için bugünkü sabah namazının sünnetini kılmaya.” der ve niyet eder. Sonra “Allahü ekber.” deyip tekbir alır. Erkekler tekbir alırken ellerini başparmaklar kulak memelerine değecek şekilde kaldırırlar. Kadınlar ise ellerini omuz hizasına kadar kaldırırlar. Ardından eller bağlanır. Erkekler ellerini göbek hizasında, sağ el sol elin bileğini kavrayacak şekilde bağlarlar. Kadınlar ise ellerini, sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde göğüs üstüne koyarlar. Önce Sübhâne-ke duası, sonra eûzü besmele, Fâtiha ve bir zammı sure okunur. Ardından “Allahü ekber.” denir ve rükûa gidilir. Rükûda üç kez “Sübhâne Rabbiyel azîm.” denir. Bunun ardından “Semiallâhü limen hami-deh.” denir ve doğrulunur. Ayaktayken “Rabbenâ lekel hamd.” denir. Sonra hemen “Allahü ekber.” denir ve secde yapılır. Burada üç kez “Sübhâne Rabbiyel âlâ.” ifadesi söylenir. Bu şekilde iki kez secde yapıldıktan sonra “Allahü ekber.” denir ve ikinci rekât için ayağa kalkılır. Eller bağlanır, besmele çekilip Fâtiha suresi ve bir zammı sure okunur. Birinci rekâtta olduğu gibi rükû ve secdeler yapıldıktan sonra oturulur. Erkekler otururken sağ ayağını dik, sol ayağını ise yatık tutarlar. Kadınlar ise her iki ayağını da sola doğru yatık tutup otururlar. Oturuş sırasında Ettehiyyâtü, Allâhümme Salli, Allâhümme Bârik ve Rabbenâ duaları okunur. Sonra “Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh.” denir ve önce sağa, sonra sola selam verilir. Böylece sabah namazının sünneti tamamlanmış olur. Sabah namazının farzı da aynı sünneti gibi kılınır.

Öğle namazı: Dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi de son sünnet olmak üzere toplam on rekâttır. Farz ve sünnetlere ayrı ayrı niyet edilir. Öğle namazının dört rekâtlık sünnetinin ilk iki rekâtı, sabah namazının sünneti gibi kılınır. Ancak ikinci rekâtın sonundaki oturuşta yalnızca Ettehiyâtü duası okunur ve “Allahü ekber.” ifadesi söylendikten sonra üçüncü rekâta kalkılır. Eller bağlanır ve besmele çekilerek sabah namazının sünneti gibi iki rekât daha kılınır. Öğle namazının farzı, ilk sünneti gibi kılınır. Ancak üçüncü ve dördüncü rekâtlarda yalnızca Fâtiha suresi okunur. Başka bir sure ya da ayet okunmaz. Öğle namazının son sünneti, sabah namazının sünneti gibi kılınır.

İkindi namazı: Dördü sünnet, dördü farz olmak üzere toplam sekiz rekâttır. İkindi namazının sünneti, öğle namazının ilk sünneti gibi kılınır. Ancak birinci oturuşta Ettehiyyâtü, Allâhümme Salli ve Allâhümme Bârik duaları okunur. Üçüncü rekâta kalkınca Sübhâneke, eûzü besmele, Fatiha, bir sure okunarak rükû ve secdeler yapılır. Sonra dördüncü rekâta kalkılır. Besmele, Fatiha ve bir sure okunarak rükû ve secdeler yapılır. Ardından oturulur. Ettehiyyâtü, Allâhümme Salli, Allâhümme Bârik ve Râbbenâ duaları okunarak selam verilir ve namaz bitirilir. İkindi namazının farzı, öğle namazının farzı gibi kılınır.

Akşam namazı: Beş rekâttır. Üçü farz, ikisi sünnettir. Akşam namazının farzı sünnetinden önce kılınır. Farzın iki rekâtının kılınışı aynen sabah namazının farzı gibidir. İkinci rekâtın sonunda oturulur ve Ettehiyyâtü duası okunur. Ardından üçüncü rekât için ayağa kalkılır ve besmele çekilerek yalnızca Fâtiha suresi okunur. Rükû ve secdeler yapılarak oturulur. Ettehiyyâtü, Allâhümme Salli ve Allâhümme Bârik ile Rabbenâ duaları okunarak selam verilir ve namaz bitirilir.

Akşam namazının sünneti, sabah namazının sünneti gibi kılınır.

Yatsı namazı: Yatsı namazı, vitir namazıyla birlikte toplam on üç rekâttır. Bunların dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet ve üçü de vitir namazıdır.

Yatsı namazının ilk dört rekât sünneti ikindi namazının sünneti gibi, farzı da öğle ve ikindi namazlarının farzları gibi kılınır. Son sünnetin kılınışı ise sabah namazının sünneti ile aynıdır.

Vitir namazı, akşam namazının farzı gibi kılınır. Ancak üçüncü rekâtta Fâtiha suresinden sonra bir sure ya da birkaç ayet okunur. Sonra “Allahü ekber.” denilerek eller kaldırılır ve tekbir alınır. Eller tekrar bağlanarak Kunut duaları okunur. Bunun ardından rükû ve secdeye gidilerek namaz tamamlanır.

Beş vakit namaz bütün Müslümanlara farzdır. Evde, camide ve temiz olmak koşuluyla her yerde kılınabilir.

Cuma namazı: Dört rekât ilk sünnet, iki rekât farz ve dört rekat son sünnet olmak üzere toplam on rekâttır. Cuma günü öğle vaktinde camilerde cemaatle kılınır. İlk ve son sünnetleri öğle namazının ilk sünneti gibi, farzı ise sabah namazının farzı gibi kılınır. Cuma namazının farzının cemaatle kılınması gerekir. Ayaktayken sureleri imam okur, cemaat dinler. Cuma namazı kılmak farzdır.

Bayram namazı: Ramazan ve Kurban bayramlarında ikişer rekât bayram namazı kılınır. Bayram namazı, bayramın birinci günü güneş doğduktan yaklaşık kırk beş dakika sonra camilerde cemaatle kılınır. Bayram namazı kılmak vaciptir.

Bayram namazı şöyle kılınır: Önce niyet edilip imama uyulur ve tekbir alınır. Sübhâneke duası okunur. Sonra imamla birlikte üç kez tekbir alınır. Ardından imam sesli olarak Fâtiha ve zammı sure okur. Rükû ve secdeler yapılıp ikinci rekâta kalkılır. İmam yine açıktan Fâtiha ve zammı sure okur. Sonra imamla birlikte üç tekbir alınır. Dördüncü tekbirden sonra rükû ve secdeler yapılarak bayram namazı, diğer namazlar gibi bitirilir.

Teravih namazı: Ramazan ayı boyunca her gece yatsı namazından sonra vitir namazından önce teravih namazı kılmak sünnettir. Bu namaz genellikle yirmi rekât olarak, iki ya da dört rekâtta bir selâm verilerek kılınır. Teravih namazı tek başına da cemaatle de kılınabilir.

Cenaze namazı: Ölen Müslümanlara dua etmek amacıyla kılınır. Cenaze namazının rükû ve secdesi yoktur. Bu namaz ayakta, cemaatle kılınır. Cenaze namazı farz-ı kifayedir. Ölen kişinin namazını bir grup Müslümanın kılmasıyla diğerlerinin üzerinden yükümlülük kalkar.

Namaz kılan insan, Yüce Allah’a karşı sorumluluğunu yerine getirmenin huzurunu ve mutluluğunu duyar. Cemaatle kılınan namazlar Müslümanların birbirleriyle kaynaşmasını sağlar. Namaz kişiyi kötülüklerden alı koyar. “... Namaz kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” şeklindeki ayet meali de bu gerçeği ifade eder. Her Müslüman bunların bilincinde olmalı, namazlarını kılmaya önem vermelidir.

2.2. Oruç

Dinimizde farz olan ibadetlerden biri oruçtur. Kur’an-ı Kerim’de bununla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” Oruç ibadeti, tan yerinin ağarmasından akşam güneş batıncaya kadar hiçbir şey yiyip içmemek ve bazı bedenî arzulardan uzak durmak suretiyle yerine getirilir. Bilerek bir şey yiyip içmek ve ilaç almak orucu bozar. Unutarak bir şey yiyip içmek orucu bozmaz. Ancak bu durumda kişi, oruçlu olduğunu hatırladığı andan itibaren yiyip içmeyi kesmelidir.

İslam’a göre akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslümanın oruç tutması farzdır. Hasta olanlar; hamile, yeni doğum yapmış ve çocuk emziren bayanlar oruç tutmazlar. Ancak tutamadıkları oruçlarını daha sonra kaza ederler. Oruç tutamayacak kadar yaşlı olanlar ve sürekli hasta olanlar, tutamadıkları her oruç için bir fidye verirler. Fidye; fakir birinin bir günlük yemek ihtiyacının karşılanması veya bunun karşılığı olan paranın o kişiye verilmesidir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuyla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakiri doyuracak kadar fidye gerekir...”

Toplumumuzda Alevi-Bektaşiler de oruç ibadetine, özellikle muharrem ayında tutulan oruca büyük önem verirler. Muharrem ayının ilk on iki gününü oruç tutarak geçirmeye özen gösterirler. Kerbela’da Hz. Hüseyin ve evladının aç ve susuz bırakılması nedeniyle oruçlu oldukları bu günlerde su içmez, eğlence yapmaz ve kurban kesmezler. Muharrem ayının on üçüncü gününde ise Kerbela’dan sağ olarak kurtulan Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin için şükür kurbanı keser, aşure pişirip dağıtırlar.

Muharrem ayının sadece Alevi-Bektaşiler için değil bütün Müslümanlar açısından ayrı bir önemi vardır. Bu ayın onuncu gününü, genel olarak tüm Müslümanlar oruçlu geçirmeye özen gösterirler. Ayrıca bu ayda aşure pişirip konu komşuya dağıtmak da ülkemizde yaygın bir gelenek hâline gelmiştir. Sevgili Peygamberimiz de bu konuyla ilgili bir hadisinde, “Ramazan orucundan sonra sevabı en çok olan oruç 'Allah’ın ayı’ diye bilinen muharrem ayında tutulan oruçtur.” buyurmuştur.

Oruç tutan insan sabırlı olmayı, iradesini kontrol edebilmeyi öğrenir. Açlığın, susuzluğun ve yokluğun ne kadar zor olduğunu anlar. Bu nedenle de yoksullara, muhtaçlara daha fazla yardım etmeye çalışır. Başkalarına sevgi, saygı ve hoşgörüyle yaklaşır.

2.3. Zekât

Dinimizce zengin kabul edilen Müslümanların, mal veya paralarının bir bölümünü Allah rızası için yılda bir kez muhtaçlara vermelerine “zekât” denir. İslamiyet akıllı, ergenlik çağına gelmiş ve zengin Müslümanlara zekât vermeyi farz kılmıştır. Dinimize göre temel ihtiyaçlarının dışında 80 gram altın ya da bunun karşılığı kadar paraya sahip olan kişiler zengin sayılır. Ayrıca bir kişiye zekât farz olması için sahip olunan mal veya paranın üzerinden bir yıl geçmesi gerekir. Kişinin evi, arabası; ailesinin yiyecek, içecek, eğitim vb. masrafları temel ihtiyaçlarındandır.

Kur’an-ı Kerim'de zekât vermeyi emreden birçok ayet bulunur. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “Namazı kılın, zekâtı verin. Peygambere itaat edin ki merhamet göresiniz.”

Zekât; yoksullar, düşkünler, borçlular, yolda kalmış kimseler ve benzeri ihtiyaç sahiplerine verilir. Kişi; annesine, babasına, çocuklarına, torunlarına, büyük annesi ve büyük babasına zekât veremez. Çünkü bu kimselere bakmakla yükümlüdür. Bunların dışındaki yakınlara zekât verilebilir.

Zekât; altın, gümüş, para, büyük ve küçükbaş hayvan, toprak ürünleri gibi şeylerden verilir. Altın, gümüş ve paranın zekâtı kırkta bir oranındadır. Toprak ürünlerinden verilen zekâta öşür denir. Bunun miktarı genel olarak onda birdir. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanların zekâtı ise sahip olunan mal sayısına göre değişiklik gösterir. Zekâtın hangi mallardan ne oranda verileceği Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde belirtilmemiştir. İslam âlimleri, dinimizin zekâtla ilgili hükümlerini bilimsel yollarla araştırıp ortaya koymuşlardır. Peygamberimizin uygulamalarından yararlanarak hangi mallardan ne kadar zekât verileceğini belirlemişlerdir. Bizler de dinimizi bilimsel yöntemlerle doğru bir şekilde öğrenmeye önem verelim. Dinî konularda bilgi edinmek için öncelikle kutsal kitabımız Kur’an’a ve Peygamberimizin sünnetine başvuralım. Kur’an’ın meal ve tefsirlerini okuyalım. Hadis kitaplarının Türkçe tercümelerinden faydalanalım. Ayrıca resmî din görevlilerine, güvenilir âlimlere müracaat ederek bilmediğimiz dinî konuları öğrenelim. Hurafe ve batıl inançlardan uzak duralım.

Zekât veren Müslümanlar, yoksulların onurunu incitmemeye özen göstermelidirler. Kaba ve kırıcı davranışlardan kaçınmalıdırlar. Kur’an’da, böyle davrananların Allah tarafından ödüllendireceği belirtilir. “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır...” şeklindeki ayet meali bu gerçeğe işaret etmektedir.

Zekâtın bireysel ve toplumsal açıdan pek çok faydası vardır. Zekât veren kimseler fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamalarına katkıda bulunurlar. Allah’ın buyruğunu yerine getirmenin huzurunu ve mutluluğunu duyarlar. Zekât, zengin kimselerle fakirler arasında sevgi ve saygıyı artırır. Onları birbirine yakınlaştırır. Toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı geliştirir.

2.4. Hac

Akıllı, ergenlik çağına gelmiş, özgür, sağlıklı ve zengin Müslümanların ömürlerinde bir kez haccetmeleri farzdır. Bu durum bir ayet mealinde şöyle ifade edilir: “... Yoluna gücü yetenlerin o evi (Kâ-be’yi) haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır...”

Hac, İslam’ın beş şartından biridir. Bu ibadet, yılın belirli günlerinde ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek ve Arafat’ta vakfe yapmak suretiyle yapılır.

Hac şöyle yapılır: Hac yapmak isteyen Müslümanlar ilk önce Mekke yakınlarında bulunan mikat adı verilen yere giderler. Burada boy abdesti aldıktan sonra ihrama girer ve haccetmek için niyet ederler. Kâbe’ye gelip iki rekât namaz kılar ve Kâbe’yi tavaf ederler. Daha sonra Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y yaparlar. İlk tavaf ve sa’y görevlerini yerine getirdikten sonra arife gününe kadar Mekke’de kalırlar. Günlük namazlarını Kâbe’de kılmaya özen gösterirler. Bağışlanmaları için Yüce Allah’a dua ederler. Arife günü sabahleyin Arafat denilen bölgeye giderler ve burada vakfe yaparlar. Vakfe yapmak, hac-cın farzlarından ilkidir. Haccın diğer farzı ise Kabe’yi tavaf etmektir. Arife günü Arafat’ta bir süre bulunmak vakfe için yeterlidir. Hacı adayları öğle ve ikindi namazlarını birleştirerek cemaatle Arafat’ta kılarlar. Akşama doğru Arafat’tan ayrılıp Müzdelife’ye gelirler. Burada akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kılarlar. Daha sonra Mina’ya hareket ederler. Kurban Bayramı’nın birinci günü Mina’daki cemre denilen yerlerde sembolik olarak şeytan taşlayıp kurbanlarını keserler. Ardından Mekke’ye döner ve Kâ-be’yi tavaf ederler. Tavaf, Hacerü’l-Esved’in bulunduğu hizadan başlayıp Kâbe’nin etrafında yedi kez dönmek suretiyle yapılır. Bu dönüşlerden her birine şavt adı verilir. Tavaftan sonra tıraş olunup ihramdan çıkılır. Böylece haccın yapılışı tamamlanmış olur. Hacılar Medine’ye gidip Mescid-i Nebi’yi ve Peygamberimizin kabrini ziyaret ederler. Mescid-i Nebi’de namaz kılıp dua ederler.

Her sene hac için Mekke’ye dünyanın çeşitli ülkelerinden çok sayıda Müslüman gelir. Bu sayede insanlar birbirleriyle dostluk ve arkadaşlıklar kurarlar. Birlikte dua ve ibadet etmenin mutluluğunu yaşarlar. Böylece hac insanlar arasında sevgi, saygı ve kardeşlik duygularını güçlendirir.

Hacda zengin fakir, amir memur, beyaz siyah, kadın erkek herkes aynı tür giysiler içinde ve yan yana ibadet eder. Bu durum, insanlar arasında mevki, makam, ırk vb. nedenlerle ayrım yapılmaması gerektiği bilincinin yaygınlaşmasını sağlar. Ayrıca herkesin eşit olduğu düşüncesinin gelişmesine katkıda bulunur.

Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde, “Bir kimse hac ibadetini yapar, bu sırada kötü söz söylemezse ve günah işlemekten sakınırsa geçmiş günahları bağışlanır. Annesinden yeni doğmuş gibi günahsız olarak evine döner!” buyurur. Bunun bilincinde olan hacı adayları, hacdan sonra davranışlarına daha çok dikkat ederler. Hatalı davranışlarda bulunmamaya ve günah işlememeye özen gösterirler. Güzel davranışlarda bulunmaya önem verirler.

2.5. Kurban

Akıllı, ergenlik çağına gelmiş, maddi durumu iyi olan Müslümanların kurban kesmeleri gereklidir (Vacip). Bununla ilgili olarak kutsal kitabımız Kur’an’da şöyle buyrulur: “Şimdi sen Rabb’ine kulluk et ve kurban kes.” Kurban, Kurban Bayramı’nın ilk üç günü kesilebilir. Ancak ilk gün kesmek daha uygun ve güzel bir davranıştır.

Kurban ibadeti yalnızca İslam dininde değil, Hz. Âdem’den bu yana tüm İlahî dinlerde vardır. “Biz her ümmete (kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık...” şeklindeki ayet meali bu gerçeğe işaret etmektedir.

İslam kültüründe kurban ibadeti Hz. İbrahim’e dayandırılır. Hz. İbrahim’in uzun süre çocuğu olmaz.

O, eğer bir evlat sahibi olursa en sevdiği varlığı Allah yolunda feda edeceğine dair söz verir. Daha sonra Hz. İbrahim’in bir oğlu olur. Zamanla çocuk büyür. Bir gün Hz. İbrahim’den, rüyasında, oğlu İsmail’i kurban etmesi istenir. Hz. İbrahim, bu durumu oğluna anlatır. Oğlu ise ona şöyle cevap verir: “... Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun.”

Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmek üzereyken Allah ona Cebrail ile bir kurbanlık gönderir. Cebrail, Hz. İbrahim’e bu olayın bir sınav olduğunu, Yüce Allah’ın kendisinden oğlunun yerine, getirdiği hayvanı kurban etmesini istediğini bildirir. Bununla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: “...Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten çok açık bir imtihandır... Biz, oğluna bedel, ona büyük bir kurban verdik.” Hz. İbrahim, Yüce Allah’ın buyruğuna uygun davranır ve Cebrail’in getirdiği hayvanı kurban eder.

İslam dinine göre kurban; koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanlardan kesilebilir. Koyun ve keçi bir kişi tarafından, büyükbaş hayvanlar ise en fazla yedi kişi tarafından kurban edilebilir. Kurban kesim işlemi, yetkililerce belirlenen yerlerde yapılmalıdır. Kurbanlık hayvanı uzman kişiler kesmeli ve keserken “Bismillâhi Allahü ekber.” demelidirler.

Kurbanın eti genellikle üç parçaya bölünür. Etin bir bölümü aile bireyleri için ayrılır, bir bölümü misafirlere ikram edilir, bir kısmı de fakirlere dağıtılır. Böyle yapmak, Peygamberimizin tavsiyesidir.

Yüce Allah, kesilen kurbanların etinden fakirlere verilmesini emreder. Bununla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: "Onlardan hem kendiniz yiyin hem de ihtiyacını gizleyen gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.”

Kurban kesip fakirlere ve kimsesizlere yardım eden kimse muhtaçları sevindirir. Onların mutlu olmalarına ve ihtiyaçlarını karşılamalarına katkıda bulunur. Bu da insanlar arasındaki paylaşma, yardımlaşma ve dayanışmayı artırır.

Kurban Bayramı nedeniyle komşular, akrabalar, dost ve arkadaşlar birbirlerini ziyaret ederler. Birbirlerinin sıkıntılarını ve sorunlarını paylaşırlar. Hâl ve hatırlarını sorarlar. Kesilen kurbanın etinden misafirlere ikramda bulunurlar. Ayrıca bazı insanlar kurbanlarını Kızılay, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu gibi kuruluşlara bağışlamaktadır. Yine birçok kimse de kurban derilerini Türk Hava Kurumu ve çeşitli vakıflara vermektedir. Bu kurumlar ise halkımızın desteği sayesinde fakir, kimsesiz ve muhtaçlara çeşitli yardımlarda bulunmaktadır. Bütün bunlar, kurbanın sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya büyük katkı sağladığını göstermektedir.

3. Salih Amel

Salih amel oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır. İslam dinine göre insanın hem kendisine hem de topluma faydalı olmak amacıyla yaptığı her güzel iş ve davranış salih amel olarak nitelendirilir. Örneğin yoksullara yardım etmek, çevreyi temiz tutmak; okul, hastane, cami, çeşme gibi toplum yararına yapılar inşa etmek birer salih ameldir. Dinimizde namaz, oruç, hac, zekât vb. ibadetleri yerine getirmek de salih amel olarak kabul edilir.

İslam dini çalışmayı da salih amel olarak değerlendirir. İnsanın çalışıp üretken olmasını, geçimini kendi emeği ile kazanmasını emreder. Okuyup araştırmasını, yeni bilgiler edinmesini ve kendini geliştirmesini öğütler. Dinimiz çalışmayı, salih amel işlemeyi, güzel ve yararlı davranışlarda bulunmayı ibadet olarak değerlendirir.

Yüce Allah Kur’an’da insanları salih amel işlemeye, iyilik yapmaya, güzel davranışlarda bulunmaya yönlendirmektedir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan bir ayet mealinde Yüce Allah, “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı onlardır.”26 buyurarak salih amel işleyenleri övmektedir. Başka bir ayet mealinde ise Rabb’imiz, salih amel işleyen kimseleri ahirette ödüllendireceğini şöyle belirtmektedir: “İman eden ve yararlı işler yapanları, içinde ebedî kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah (bu söylenenleri) hak bir söz olarak vadetti. Söz verme ve onu tutma bakımından kim Allah’tan daha doğru olabilir!” O hâlde bizler de dinimizin buyruklarına uyalım. Daima iyi, güzel ve faydalı davranışlarda bulunalım. Çalışkan ve üretken olmayı ilke edinelim. Dinimizde her türlü salih amelin ibadet olarak değerlendirildiğini bilelim.

Namaz Vakitleri

Hava Durumu

Tasarım - Yazılım - Sistem: Ömer Faruk Er - Medya İnternet