Ömer Faruk Er - Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Portalı

Kur'an-ı Kerim 10. Sınıf Ders Notları

Kur'an-ı Kerim 10. Sınıf ders notları, MEB Yayınları'ndan yayınlanan ders kitabının sadeleştirilmiş halidir. Öğrencilerin sadece tekrar yapmaları ve sınavlara daha pratik hazırlanmaları için etkinlikler, çalışmalar, görseller ve dipnotlar çıkarılarak oluşturulmuştur. Metinlere herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Böylece kolayca sınavlarınıza hazırlık yapabileceksiniz. (Bu içerikte sadece sorumlu olduğunuz 1. üniteye yer verilmiştir.)

Kur'an-ı Kerim 10. Sınıf Ders Notları Ders Kitapları

1. MEKKİ VE MEDENİ SURELERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Kur’an-ı Kerîm, on üç yılı Mekke ve on yılı Medine’de olmak üzere yaklaşık 23 yılda tamamlanmıştır. 114 surenin bir kısmı Peygamberimiz(s.a.v) Mekke’de iken, bir kısmı da Medine’ye hicretinden sonra indirilmiştir. Ayet ve surelerin Mekki ya da Medeni oluşunda dikkate alınan ölçü hicrettir. Bu sebeple hicretten önce indirilen ayet ve sureler Mekki, hicretten sonra indirilenler de Medeni sayılır.

Ayetlerin indiği ortam, o anda Müslümanların ve onların karşısındaki toplumların durumunu yansıtır. Bizleri ayetin veya surenin indiği şartlar hususunda fikir sahibi yapar. Bu bakımdan Mekki-Medeni bilgisi, Kur’an’ı daha kolay ve doğru anlamaya katkı sağlayacağı için önemlidir.

Surelerin Mekki ve Medeni oluşları hakkında Hz. Peygamber’den (s.a.v) bir açıklama gelmemiştir. Zira onun sağlığında sahabe, Kur’an’ın indirilişinin canlı birer şahidi idiler. Surelerin Mekki mi Medeni mi olduğuna yönelik bilgiler, sahabe ve onların öğrencileri konumundaki tâbiûndan gelen haberlere dayanmaktadır. Bu bilgiler, surenin indiği ortamın, arka planının tespiti, dolayısıyla surenin daha iyi anlaşılması için önemlidir.

Kevser suresi, Mekke-i Mükerreme’de Âdiyât suresinden sonra indirilmiştir. As. b. Vail, Allah Rasûlü’nün oğlu Kasım vefat ettiğini görünce onun hakkında “‘ebter’ oldu yani nesli kesildi.” demişlerdi. Rabb’imiz, Mekke döneminin bu zor şartlarında Kevser suresini indirerek, Sevgili Rasûlü’nü teselli etmiştir. Onun nail olduğu hikmet ve nimetleri haber vererek, onu rahatlatmıştır. Surenin sonunda da, ona böyle kötü isim verenlerin sonlarından habervererek, “ebter” ismine asıl onların layık olduklarını, onlardan geriye yalnızca kötü adlarının kalacağını bildirmiştir.

1. Mekke Dönemi Ayetlerinin Temel Özellikleri

Kur’an’ın “Oku!” emriyle başlayan ilk mesajları, kısa ve oldukça tesirli cümlelerdi. Hitap ettikleri topluluğun dil zevkine uygun olarak akıcı ve etkileyici bir dile sahipti. İlk ayetlerin edebî yönü öylesine güçlü idi ki onların kalplerine nüfuz etti. O ayetlerin ifadeleri o kadar çarpıcıydı ki güzelliği ve akıcılığı, duyanların dikkatini çekiyordu. Evrensel gerçekler anlatılmasına rağmen, hitaplar yerel ortamı da dikkate alıyor, o dönem insanının tanıdığı çevreden örnekler ve görünümlerle destekleniyordu.

Mekke döneminde indirilen ayet ve surelerin genel özellikleri şunlardır:

  1. Mekke dönemindeki ilk mesajlar genelde kısa ve etkili anlamlar içeren cümlelerden oluşur.
  2. Yemin ile başlayan vurgulu ifadeler, kısa ve etkili cümlelervardır.
  3. Ölüm ve sonrasındaki ebedi hayattan bahseder. Ahiretteki ceza ve mükâfat gibi temel inanç konularına yer verir.
  4. Genellikle “Ey insanlar!” hitabı ile başlar.
  5. Bakara suresi dışında önceki peygamberlerin ve geçmiş milletlerin kıssalarından bahsederler.
  6. Secde ayeti bulunan surelerdir.
  7. Kur’an’ın 15 suresinde geçen ve “Doğrusu öyle değil!” anlamında bir uyarı olan Kellâ lafzı bulunur.
  8. İnanç, tevhid (Allah’ın birliği ilkesine) ve ahlak konularına yer verilmiştir.

2. Medine Dönemi Ayetlerinin Temel Özellikleri

Mekke’den Medine’ye hicretle birlikte Müslümanlardaha özgürbirortamda dinlerini öğrenmeye ve yaşamaya başlamışlardı. Dinlerini yaşama uğruna her şeylerini bırakarak bir başka yeri vatan edinen ilk Müslümanlara Medineliler kucak açmışlar, onları öz kardeşleri olarak görmüşlerdi. Mekke’de indirilen ayetlerle iman ve inkâr arasındaki fark ortaya konmuş, öldükten sonraki ebedi hayatta mutlu olabilmek için bu hayatı iyi değerlendirmenin gereği net bir şekilde açığa çıkmıştı.

Artık yeni bir toplum inşa ediliyordu. İslam binasının inanç temelleri kurulmuş, sıra bu binayı hayatın bütün yönlerini kuşatacak şekilde güçlendirmeye ve tamamlamaya gelmişti. İşte Medine dönemindeki vahiy, bu özelliklere sahiptir. İnancı destekleyen ibadetler ve hayatın her alanında imanın gerektirdiği davranışlar en geniş haliyle bu dönemde ele alınır.

Bu sebeple Medine döneminde indirilen ayet ve sureler, Mekke’de indirilenlere göre daha uzundur. Medine dönemi, beşeri hukukun pek çok yönüyle ele alındığı bir dönem olmuştur. Bu konulardan birçoğunu işleyen Bakara, Âl-i İmrân ve Nisâ sureleri, Kur’an’ın en uzun surelerinin başında gelir.

  1. Genellikle “Ey inananlar!” hitabı ile başlayan ayetler,
  2. Oruç, zekât ve hac gibi ibadetlerle ilgili hükümleri konu edinen ayet ve sureler,
  3. Alışveriş gibi insani ilişkilere dair hukuktan (muâmelât) bahsedenler,
  4. Aile ve toplumu ilgilendiren meseleleri ele alan sureler,
  5. Ceza hukukuna (ukûbât) dair ayet ve sureler,
  6. Allah yolunda mücadele (cihad) etmeye değinen sureler,
  7. Ankebût suresi hariç içinde münafıklardan bahseden sureler Medenidir.

BAKARA SURESİ'NİN ÖZELLİKLERİ

  • Kur’an’ın ikinci suresi
  • Medine döneminde indirilmiştir.
  • Kur’an’ın yol gösterici bir kitap olduğu vurgusuyla başlar
  • “Amene’r-Rasulü” olarak bilinen son ayetlerine kadar namaz, oruç, hac ve umre gibi ibadetlerin yanı sıra, Müslüman bir ailenin yapısı, kurulması ve muhafazası için gerekli olan hükümleri açıklar.
  • Evlilik hukukundan, Allah yolunda mücadeleye (cihad) ve faizin haramlığına kadar birçok toplumsal konuyu ele alır.
  • Kur’an’ın en uzun ayeti, alışveriş ve borç hukukundan bahseden Bakara suresinin bir sayfa uzunluğunda olan 282. ayetidir.
  • Bakara suresi, uzun ayetlerden oluşan en uzun sure olarak, Kur’an’ın değindiği pek çok konuya temas etmektedir.

KUR'AN'DA İNSAN VE TOPLUM

Kur’an’da İnsan Tipleri

Kur’an-ı Kerim, Tin suresinde insanın gerek maddî gerekse manevî yönden en güzel şekilde yaratıldığını söyler. İsrâ suresinde ise Allah’ın insana verdiği değeri haber verir. Kur’an’a göre kadın ya da erkek olsun, insan onurlu bir varlıktır. Yaratılıştan gelen özellikleri farklılık arz ettiğinden biri diğerini tamamlar. “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır...” ayeti ve hadislerin ifadesiyle her insan Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın çocuklarıdır. Bu sebeple kulluk bilinci dışında Allah katında hiç kimsenin bir diğerine üstünlüğü yoktur.

İnsan, akıl ve vicdan sahibi, potansiyel olarak iyiliği ve kötülüğü seçme kabiliyeti bulunan, iradeli bir canlıdır. Yeryüzündeki bütün nimetler insan için yaratılmış, diğer varlıklar onun hizmetine verilmiştir. Ancak insanın bu değere layık olması, inancına ve doğru bir hayat sürmesine bağlıdır. Dünyada ahiret yurdu için bir sınav verdiği bilincinden uzaklaşan insan, yine Tin suresinin 5. ayetine göre en değersiz varlık konumuna düşecektir.

İnanç Açısından İnsanlar Dört Gruba Ayrılır:

  • Mü’min (Müslüman): Müslüman, Allah’a, Rasûlü’ne ve onun bildirdiklerine inanan kimsedir. İman esaslarını kalbiyle tasdik edip, dili ile bunu açıklayan kişidir. Ahirette cennetle mükâfatlandırılacaktır.
  • Kâfir: Gerçeği örten, Allah’a veya diğer iman esaslarından birine inanmayan, bunları inkâr eden kimsedir. Peygamberimizin(s.a.v) haber verdiği ve Allah katından getirdiği hakikatleri kabul etmeyen kimselerin genel adıdır. Dünyada kâfir olarak ölen kimse, ebedî ahiret yurdunda cehenneme girecektir.
  • Münafık: İki yüzlü davranan, riya ve gösteriş sahibi kimsedir. Dışarıdan iman etmiş görünen, inandığını söyleyen, fakat gerçekte kalben inanmamış kişidir. Kur’an, münafıkların cehennem ateşinin en alt tabakasında bulunacaklarını bildirmektedir.
  • Müşrik: Allah’ın varlığını kabul eden, ancak onun bir olduğuna inanmayan, onunla birlikte başka ilahlar edinen (şirk koşan) kişidir. Mesela Allah ile birlikte putlara veya başka şeylere de tapınan kimse müşriktir.

Kur’an’ın ele aldığı insan tiplerinin başında inananlar gelir. Ancak o, mü’minler arasında da birtakım farklılıkların varlığına değinir. Kur’an, Fâtırsuresinin 32. ayetinde mü’minleri davranış ve karakteraçısından üç kısma ayırır:

“Sonra biz kullarımızdan seçtiklerimizi o kitaba mirasçı kıldık.

  • Onlardan kimi kendine kötülük eder.
  • Kimi orta bir durumdadır.
  • Kimi de Allah’ın izniyle hayır işlerinde yarışır.

İşte büyük lütuf budur.”

İlgili ayette geçtiği üzere birinci grupta yer alanlar, kendine yazık edenlerdir. Bunlar mü’min ama günahkârdırlar. İmanları zayıftır. Kalben ve zihnen kâfir olmadıkları gibi münafık da değillerdir. Suç işledikleri için kendilerine yazık etmişlerdir. Bu sebeple ahiret azabına maruz kalarak kendine zulmetmiş olan kimselerdir.

İkinci kısım, orta yolu tutanlardır. Bunlar, Allah’ın (c.c) emirlerine riayet etmeye gayret göstermelerine rağmen gevşek davranır ve günah işlerler. Kur’an’ı okuyup onu uygulamaya çalışan, yaptığı hatalara pişman olup tövbe eden kimseler gibi.

Bir kısmı da hayırda, iyilikte, kullukta yarışanlardır. Bunlar davranışlarını Allah (c.c) için yaparlar, günahlardan şiddetle kaçınırlar. Nefislerini kötü duygulardan arındırmışlardır. İlim sahibidirler, bildikleriyle amel ederler. Tövbeleri kabul edilmiş olan, daima faydalı işler yapan ideal insanlardır.

Kur’an’ın Oluşturmayı Hedeflediği İdeal İnsan

  • Allah korkusuna sahiptir, zulümden ve her türlü haksızlıktan sakınır.
  • Sadece Allah’a kulluk eder, ibadetlerine düşkündür.
  • Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilir ve O’na daima şükredicidir.
  • Allah’a güvenip dayanır. Dua ile ona gönülden bağlanır.
  • Günahlardan sakınır. Günah işlediğinde de pişman olurve hemen tövbe eder.
  • Dinîni, vatanını, namusunu ve tüm kutsal değerlerini koruma uğruna mücadele eder.
  • Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için malını harcamaktan çekinmez, hayırda yarışır.
  • İyiliği emreder, kötülüğe engel olmaya çalışır.
  • Boş şeylerle ilgilenmez, alçakgönüllü ve sabırlıdır.
  • Doğrudur, güvenilirdir, merhametli ve affedicidir.

İnanmayan insan tiplerini de kendi içinde ele aldığımızda akla ilk olarak kâfirler gelir. İnsanın Yüce Yaratıcıyı reddi olarak küfr, en tipik biçimde, küstah, hoyrat ve düşüncesizce çeşitli eylemlerde kendisini belli eder. Kâfir, uğradığı en ufak zararı hafızasında saklı tuttuğu halde, yararlandığı tüm nimetleri unutarak nankörce davranır. Kur’an, inanmayanların bu durumunu şöyle bildirmektedir: “İman yerine inkârı tercih edenler, Allah’ın dinîne hiçbir zarar veremezler, tersine onları şiddetli bir azap beklemektedir.”

Allah’a, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde eş, ortak koşan, Allah’ın yanında başka ilahlar edinen kimse ise müşriktir. Kur’an’da şirk ve müşriklerle alakalı dokuz yüze yakın ayet bulunmaktadır. Bunlardan en dikkat çekenleri, Yüce Allah’ın kendisine ortak koşulmasını affetmeyeceğini, şirkin dışındaki günahları isterse affedebileceğini haber verdiği ayetlerdir.

İnsanın inkâra sapmasının nedeni, fıtratından kaynaklanan değerleri göz ardı ederek nefsinin ona dayattığı kötülükler ve değersiz hislere göre hareket etmesidir. İnkâr ve şirk, aslında bireyin hakikate ulaşamamaktaki zihinsel yetersizliğinden değil, istem dâhilindeki tavırlarından, tercih ve eğilimlerinden kaynaklanmaktadır. Davranış ve alışkanlıklar da diğer önemli etkenlerdir. Çünkü alışkanlıklar ve tutumlar, bireyin inanç ve ahlakıyla ilgili tercihleri üzerinde belirleyici rol oynar.

Aynı durum, ikiyüzlülük demek olan nifak (münafıklık) için de geçerlidir. Ancak nifakta bir kişilik bölünmesi söz konusudur.

Nifaktaki bu kişilik bölünmesi de ortam ve şartlara göre yer değiştiren ikili inancın yaşantıya yansıması ile ilgilidir.

Bütün bu olumsuzluk ve sapmalara karşı Kur’an insanı uyarır. Sağlıklı bir benlik algısı, iç kontrol ve bilincin derinleşmesi, hatta bilinçaltı oluşumları görmesi için ona yardımcı olur. Ona yaradılışına en uygun yolu sunar. Kur’an’ın insana sunduğu ideal görünümü kavramak için Kur’an’da olumlu ve olumsuz insan özelliklerini, dinî ve ahlaki tutumları ile insan tasvirini anlamak gerekir. Kur’an, ütopik değil, gerçek hayatta yerini bulacak ideal bir insan modeli sunarken yine insan gerçeğinden yola çıkar. Çünkü bu kitabın sahibi de, onunla muhatap olan insanın mimarı da aynı Allah’tır.

İyiliğe karşı çıkıp onu önlemeye çalışmak, laf taşıyarak insanların arasını bozmak, aşırılık, çok yemin etmek, suç işlemek, zorbalık, kabalık, kötülük ve soysuzluk, inkarcıların temel özellikleri arasındadır.13 İnkarcılar, bütün bu kötü davranış ve yaklaşımlarının karşılığını mutlaka alacaklardır.

Kur’an’ın Eleştirdiği Olumsuz İnsan Tiplerinden Örnekler

  • Allah’ı, Hz. Peygamber (s.a.v)’i veya ahireti inkâr edenler: Kâfirler, Allah’ın yanı sıra başka ilahlaredinenler: Müşrikler, İnanıyorgöründükleri halde gerçekte inanmayanlar: Münafıklar, Allah’ın emrini terk edip, hak yoldan sapan fasıklar,
  • Günahkârlar ve zalimler,
  • İsrâfedenler, nimet bolluğundan dolayı şımaran zenginler, Kendinî beğenip, başkalarını küçümseyenler,
  • Yalan söyleyenler, sözünde durmayanlar,
  • İnsanları aldatanlar,
  • Cimriler, dünya malına aşırı düşkün olanlar.

2. Sureleri Tanıyorum: Furkan Suresi

Mushaf’taki sıralamada yirmi beşinci, iniş sırasına göre kırk ikinci suredir. Yâsîn suresinden sonra, Fâtır suresinden önce Mekke’de indirilmiştir.

Surenin Kimliği

  • Adı: Furkan Suresi
  • Ayet sayısı: 77
  • Kur’an’daki Yeri: 25. sure
  • İniş Zamanı: Mekke Dönemi

Sure, 1. ayetinde geçen Furkan ismiyle anılır. İlgili hadisler, surenin Rasûlullah döneminden itibaren bu isimle anıldığını göstermektedir.

ÖZET

Furkan suresi, Allah’ı tanıtarak başlar ve bize ona şükretmeyi öğütler. İdeal mü’min-lerin özelliklerini ve onlara ait dua örnekleri sunar. Duanın, kulu Allah katında farklı hale getireceği vurgusu ile son bulur.

Sure, Allah Teâlâ’nın yüceliğini, evrendeki hükümranlığının mutlaklığını ve onun her türlü eksiklikten uzak olduğunu ifade eder. Kur’an’ın İlahî kaynaklı oluşunu belirten ve Hz. Muhammed (s.a.v) in hak peygamber olduğu hususundaki kuşkuları reddeden açıklamalar yapar. Ortaya konan delillere rağmen bu gerçekleri inkâr edenlerin, inat ve inkârları yüzünden ahirette karşılaşacakları sonuç hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulunur.

Surede özellikle Hz. Muhammed (s.a.v)’in peygamberliğini inkâr edenlerin, onun beşerî sıfatlara sahip olduğunu ileri sürerek bu durumu kendisi için bir kusurmuş gibi değerlendirmeleri eleştirilir. Surede Hz. Peygamber (s.a.v) için birteselli olması maksadıyla geçmiş peygamberlerin de bu tür düşmanca davranışlara maruz kaldıklarına dair örnekler verilir. Allah’ın yaratıcılığı ve evren üzerindeki hâkimiyetini konu alan ayetlerin ardından, Allah’ın has kullarının iman, ibadet ve ahlaka dair güzel hasletlerinden örnekler verilir. Onların ahirette elde edecekleri mutluluktan söz edilir.

Surenin ilk kelimesi olan “Tebârake”, diğer dillerde tek kelimeyle karşılanması zor, anlam yoğunluğuna sahip kapsamlı bir fiildir. Nitekim tefsirlerde bu kelimenin, “yücelik, aşkınlık, kutsallık, süreklilik, değişmezlik; zâtı, nitelikleri ve fiilleri bakımından eşsizlik ve benzersizlik, başka hiçbir varlıkla mukayese edilemeyecek derecede geniş çaplı cömertlik” gibi sadece Allah hakkında düşünülmesi mümkün olan bütün üstünlükleri kapsadığı belirtilir. Bu sebeple “Tebârake” fiili, Kur’an-ı Kerîm’de sadece Allah için kullanılmıştır.

İlk ayetteki “kul”dan maksat, Hz. Peygamber (s.a.v)’dir. Peygamberimiz (s.a.v) Kur’an’da değişik isim ve sıfatlarla nitelenir. Burada ondan Allah’ın bir kulu olarak bahsedilir. O, biz inananlar gibi bir insandır ve seçkin bir kuldur.

Hz. Peygamber (s.a.v)’e indirildiği belirtilen “el-Furkan” ise Kur’an’ın belki de en temel özelliğini ifade eden isimlerinden biridir. Bu isim onun “hakkı batıldan, doğru yolu yanlış yoldan, helâli haramdan ayırıcı bir ölçü” oluşunu ortaya koyar. Kelime bu özel anlamı dolayısıyla sureye de isim olarak verilmiştir. Allah’ın Furkan olan Kur’an’ı indirdiği, Âl-i İmrân suresinin başlarında da vurgulanır.

2 ve 3. ayetler, tevhid ilkesini zedeleyen veya büsbütün dışlayan, yok sayan inançları, fikir ve eylemleri reddeder. 2. ayetin son cümlesine göre evrendeki her şey Allah tarafından yaratılmıştır ve bu evren, yaratıcının tek olduğunu ispatlayan bir düzen ve uyum içerisindedir. Hiçbir yaratma işlevi taşımayan birtakım nesnelere tapanlara şu husus hatırlatılmaktadır: Gerçek tanrı, öncelikle yaratıcı güce sahiptir. Hayatı ve ölümü var eden, yeryüzündeki hayatın son bulmasından sonra da insanların yeniden diriltilerek mahşerde toplanmalarını sağlayacak yalnızca odur.

Sonraki ayetlerde Mekkeli putperestlerin, Kur’an-ı Kerim’in etkisini değişik yollardan önlemeye çalışmalarına değinilir. Çünkü onlar, Kur’an’ın hükümlerini kendi batıl inançları, zulme dayanan mevcut düzenleri için zararlı görüyorlar ve onun taraftar bulmasını önlemek için birtakım iddialar ileri sürüyorlardı. Bu iddialardan birisi de Rasûlullah’ın başkalarından, o dönemde Mekke’de bulunan birkaç Yahudi ve Hristiyan’dan (Ehl-i kitap) da yardım alarak Kur’an’ı kendisinin ortaya koyduğu iddiasıydı. 6. ayette putperestlerin bu iddiaları reddedilirken, “Onu, göklerin ve yerin sırlarını bilen Allah indirdi” buyrulması şu gerçeğe işaret etmektedir: Kur’an, Allah’ın yardımı olmadan hiçbir insanın, kendi beşerî yetenekleriyle ulaşamayacağı zenginlikte sırlar, öldükten sonraki hayata ilişkin bilgi ve gerçeklikler içermektedir. Dolayısıyla Kur’an’ın insan değil Allah’ın sözü olduğunu kanıtlayan delil yine Kur’an’ın kendisidir, onun içeriğidir.

Müşrikler, Hz. Muhammed (s.a.v)’in sıradan insanlarda görülen özellikleriyle peygamber olamayacağını iddia ediyor, kendisine inanmaları için yanında bu tür beşerî özellikler taşımayan bir melek bulunması gerektiğini söylüyorlardı. Ayrıca genellikle yoksulluğun hüküm sürdüğü Mekke şartlarında, kendilerinden farklı olarak Rasûlullah’ın krallar gibi özel hâzinelere sahip olması gerektiğini savunuyorlardı. 10. ayet, Yüce Allah’ın dilerse Rasûlüne maddî nimetler anlamında onların söylediklerinden daha güzel şeyler vereceğini, bunu önleyebilecek hiçbir gücün bulunmadığını belirtir. Allah, son elçisine vahiy ve nübüvvet kapılarını açmış, bir süreliğine dünyalık nimetleri kısıtlamıştır. Bu, Allah’ın bir takdiridir. Kim için neyin hayırlı olduğunu ancak Allah bilir. Bu sebeple Mekkeli putperestlerin kanaatlerinin aksine insanlar, dünyada sahip oldukları maddî nimetlerin çokluğuna göre değil; iman, ilim, ahlak ve davranış yönünden ulaştıkları manevî mertebelerine göre değerlendirilecektir.

Surenin burada bize verdiği mesajlardan biri de şudur: Bir kimsenin ileride nasıl bir konuma ulaşacağını Allah’tan başkası bilemez. Anlık görünümler ya da olaylardan hareketle, insanları değerlendirmek ve yargılamak doğru değildir.

Sonraki bölümde müşriklerin kıyameti yalanladıkları, Allah’ın da onlara alevli bir ateş hazırladığı belirtilir. Onlar, uzaktan ateşi görünce onun uğultusunu işiteceklerdir. Zincirlerle sımsıkı bağlı bir halde oracıkta yok olmayı isteyeceklerdir. 15. ayette bu durumla Allah’a saygılı olmayı ilke haline getirmiş olanlara vaad edilen ebedî cennetin karşılaştırılması istenir. İnkârcılarla mü’minle-rin, dünyada yaptıklarının karşılığı olarak ahiretteki akıbetleri hakkında çok kısa bir karşılaştırma yapılarak, insanların akıllarını başlarına almaları öğütlenmektedir. Elbette cennet, onu hak edenler için en güzel ödül olacaktır. Orada onlar için istedikleri her şey sonsuza kadar vardır. Bu, Allah’ vaadi ve müjdesidir.

Bundan sonra iman etmemek için türlü mazeretler ileri süren müşriklerin başka bir bahanesine işaret edilmektedir. İddialarına göre Peygambere inanmaları için kendilerine melekler gelip Rasûlul-lah’ın bildirdiklerinin doğru olduğuna dair şahitlik etmeli veya Allah’ı kendi gözleriyle görüp hakikati ondan öğrenmelilermiş. Ama ayet, onların inanmamalarının asıl sebebinin, içlerinde taşıdıkları küstahça kibirleri ve davranışlarıyla sergiledikleri zulüm ve taşkınlıkları olduğunu açığa vurmaktadır.

Her ne kadar ayet, tarihî bağlamda özellikle Mekkeli putperestlerin inkâra sapmalarının temelindeki olumsuz psikolojiyi ortaya koyuyor gibi görünse de aslında bu, daha genel olarak Allah’ın, Peygamberi vasıtasıyla ortaya koyduğu inanç ve ahlak ilkelerine karşı mücadeleyi kendilerine dava edinmiş olan bütün inkârcılar için geçerli genel bir tespit olarak anlaşılabilir. 22. ayet, bunlara şu sarsıcı uyarıda bulunmaktadır: Bir zaman gelecek, o kibirli ve azgın inkârcılar “Bize gelmeliydiler” dedikleri melekleri görecekler fakat artık iş işten geçmiş olacaktır. Israrla inkâr ettikleri ahirette kendileri için hiçbir iyi haber duyamayacaklar; inanmadıkları bu gerçekle karşılaşınca bütün güzel şeylerin kendilerine yasak olduğunu, ahiret nimetlerinden, ebedî kurtuluştan mahrum kaldıklarını anlayacaklardır. Ayrıca bunları kendi dilleriyle de itiraf edecekler; melekler ise onlara, “Her şey yasak (size), her şeyden mahrum bırakıldınız!” diyeceklerdir.

30. ayet, biz inananlara Kur’an’dan ayrı kalmamayı ve hayatımızın her anında onu rehber edinerek ona sahip çıkmayı öğütler. Putperestlerin Rasûlullah (s.a.v)’a ısrarla karşı çıkmaları, haksız iddia ve iftiralarla onu üzmeleri üzerine Rasûlullah(s.a.v), “Rabb’im! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar” ifadeleriyle inkârcıları Allah’a şikâyet edecektir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu serzenişi ahirette, o büyük yargılama sırasında dile getirecektir. Onun yakınacağı kesim, bütün ümmeti ya da kendi dönemindeki bütün kavmi değil, bunlar içinden onun peygamberliğini tanımayan, Kur’an’ın çağrısına uymayı reddeden kimselerdir.

Surede ele alınan konulardan biri de şudur: Hz. Peygamber (s.a.v), Allah’ın gönderdiği peygamberler zincirinin son halkasıdır. Son peygamber olarak bazı zorluklarla karşılaşması da son derece olağandır. Tebliğ ve irşat faaliyetleri sırasında engellerle karşılaşan, insanları içine düştükleri inkâr bataklığından kurtarmak için çalışırken düşmanlık görüp maddî ve manevî baskılara, haksızlıklara maruz kalan tek peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) değildir. Bütün peygamberler, kendi toplumlarının yaşayan inanç ve kabullerini, ahlak ve hayat düzenlerini sorgulamışlar, eleştirmişler ve değiştirmek istemişlerdir. Bu ise o toplumlarda mevcut yapıdan memnun olan, özellikle bu yapı sayesinde servet yığmış, yüksek mevki, itibar ve sosyal statü kazanmış kesimleri rahatsız etmiş, bu rahatsızlık da giderek düşmanlıklara dönüşmüştür. 31. ayette, bu gerçeği özetleyen ifadenin ardından, “...Ama kurtarıcı ve yardımcı olarak Rabb’in yeterlidir” buyrularak, müşriklerin bâtıl inançlar, yanlış fikirler, haksız iddialar ve bencil hesaplar üzerine kurulan düşmanca girişimlerinin başarılı olamayacağı; Allah’ın, yol gösterici, kurtarıcı desteği ve yardımıyla elçisini başarıya ulaştıracağı müjdelenmektedir. Aslında bu, daha genel anlamda Allah rızası ve insanlığın iyiliği, kurtuluşu ve mutluluğu için çalışan hermü’mine yönelik kutsal birvaad ve müjdedir.

32. ayette Kur’an’a inanmamak için bahaneler üreten tiplerin başka bir iddiası dile getirilmektedir: “Kur’an ona bütünüyle bir defada indirilseydi ya!”

Aslında Kur’an’ın hepsi birden indirilseydi onlar yine inanmayacaklardı. Çünkü amaçları gerçeği bulmak değil, taassup duygularıyla bağlandıkları batıl inançlarını, maddî ve sosyal çıkarlarını korumaktır. Müşriklerin asıl maksatları Allah’ın bilgisinde olmakla birlikte, bu sözlerin iyi niyetli insanların zihnini karıştırma ihtimaline karşı, ayette bu iddiaya kısaca cevap verilmiştir. Allah Teâlâ, Kur’an’ın tamamını bir defada değil de yaklaşık yirmi üç sene zarfında, ayet ayet, bölüm bölüm indirmekle Rasûlullah’ın gelen herayeti gerek metni gerekse anlamıyla zihnine iyice yerleştirmesini, ruhuna sindirmesini amaçlamıştır. Rasûlullah da böylelikle Kur’an’ın bütününü eksiksiz ve yanlışsız olarak hafızasına yerleştirmiş, insanlara tebliğ etmeden önce Kur’an’ın ilkeleriyle kişiliğini bütünleştirmişti. Hz. Aişe’nin ifadesiyle ahlakı Kur’an olan bir şahsiyete bürünerek,21 bizim için en güzel örnek olmuştur.

Surenin sonraki bölümlerinde Musa, kardeşi Harun ve Nuh Peygamberlerden söz edilmiş; Hud Peygamberin milleti Âd’ın, Salih Peygamberin toplumu olan Semûd’un ve Res, halkının inkârcılık ve azgınlıkları sebebiyle cezalandırıldığı ifade edilmiştir. Zira onlar bu hayatı ebedi sanıyor ve öldükten sonra yeniden dirilmek diye bir şeyin gerçekleşmesini beklemiyorlardı.

Res, halkı (Ashâb-ı Res), Furkan suresinin 38. ayeti dışında birde Kafsuresi 12. ayette peygamberlerini yalancılıkla suçlamış bir topluluk olarak anılmaktadır. Res, Orta Arabistan’da Yemâme’de bulunan bir kasaba, vadi veya kuyu adıdır.

Surede inkârcıların, nefsanî tutkularını tanrılaştırırcasına akıl ve idrakten saptıklarını bildirerek bu tutumun yanlışlığını vurgulayan ayetlerin ardından, insanın aklına, irfanına ve vicdanına hitap eden deliller ortaya konmaktadır. Böylelikle insanın her an içinde yaşadığı tabiat olaylarındaki yaratıcı kudrete işaret eden tabii düzenden, bu düzeni kuran ve sürdüren İlahî yasalardan bazı örnekler verilmekte; bu suretle insanlar, Kur’an’ın temel hedefi olan Allah’a imana ve hidayet yoluna davet edilmektedir.

Yüce Allah’ın yasaları uyarınca tatlı sular, ırmaklar denizlere akmakta; bununla birlikle, günümüzde deniz araştırmalarının açıkça kanıtladığı üzere bazı denizlerde tatlı su ile tuzlu suyun karışmadığı görülmekte, ayetteki ifadeyle adeta bu iki su kütlesinin arasında “bir engel, aşılmaz bir perde” bulunmaktadır. Bilimin bu yeni keşfinin Kur’an tarafından asırlar öncesinde çok açık ifadelerle ortaya konması Kur’an’ın açık bir mucizesi durumundadır.

Bütün bunlardan daha büyük mucize, Allah’ın görebildiğimiz en büyük eseri olan insan ve onun yaratılışıdır. Burada, insanlar arasındaki soy ve akrabalık bağının da İlahî kudretin bir delili olarak gösterilmesi ve hemen ardından Allah’ın üstün kudretinin hatırlatılması son derece anlamlıdır. Çünkü bu, insanın uygarlık kuran bir varlık oluşuna işaret eder. Nitekim uygarlık, önce nesep ve evlilik sonrası oluşan akrabalık ilişkisiyle başlar. Allah, sayısız psikolojik, sosyal, ekonomik ilişkilerin de temeli olan bu iki bağdan insanlığı mahrum bıraksaydı, insanın diğer hayvanlardan farkı kalmazdı. 55. ayette insanların buna rağmen Allah’ı bırakıp da kendilerine hiçbirfayda veya zarar getirmesi mümkün olmayan nesnelere tapmaları eleştirilmektedir. Böylece cahiliye döneminden bugüne birçok insanın birtakım değersiz varlıklara veya nefislerinin fani arzularına birer tanrı gibi kul-köle olmalarının anlamsızlığı hatırlatılmaktadır.

61 ve 62. ayetlerde Rabb’imiz bize yine kendinî anlatmakta ve şöyle buyurmaktadır:

“Gökte burçları var eden, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir. İbret almak veya şükretmek isteyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren odur.”

Burçlar, yıldız kümeleri ve Güneş, Allah’ın birliğinin, gücünün sonsuz ve sınırsız oluşunun en büyük delillerindendir. Kur’an aynı zamanda güneşin, gerek dünyamız gerekse Güneş sistemindeki diğer gezegenler için bir ışık kaynağı olduğuna da işaret etmektedir.

Doğru ve yanlışı birbirinden ayıran Kur’an’ı bir öğüt ve uyarıcı olarak gönderen Allah, surenin son bölümünde o ilahi mesaja gönül veren gerçek kullarda bulunması gereken en önemli nitelikleri ortaya koymakta ve bizlerden imanımızın gerektirdiği üstün özelliklere sahip olmamızı istemektedir.

Surenin son (77.) ayeti, duanın anlam ve önemini belirtir. Dua ile Allah’a yönelişin, biz kulları Allah (c.c.) katında farklı bir konuma ulaştıracağını müjdeler:

“(Ey Peygamber!) De ki: “Duanız olmasa Rabb’im size ne diye kıymet verir!..”

Rahman’ın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, “selâm” deyip geçen kullardır.

Onlar Rablerine secde ederek ve kıyamda durarak geceleyenlerdir.

“Ey Rabbimiz!” derler. “Bizi cehennem azabından uzak tut; çünkü onun azabı tükenmeyen bir acıdır. O cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir!”

Yine o iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında makul bir dengeye göre olur.

Onlar, Allah He birlikte başka birtanrıya da tapmazlar.

Haksız yere, Allah’ın dokunulmaz kıldığı insan hayatına kıymazlar.

Onlarzina etmezler.

Zira (bilirler ki) bunları işleyen kimse günahını yüklenecek. Kıyamet gününde ona azabı kat kat verilecek ve alçaltılmış olarak o azap içinde ebedî kalacaktır.

Ancak tövbe edip inanarak erdemli işler yapanın durumu başkadır. Allah böylelerinin kötü hallerini iyiye çevirecektir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.

Evet, kim tövbe edip erdemli davranırsa bu durumda gerektiği şekilde Allah’a yönelmiş olur.

O iyi kullar, asılsız şeylere de şahitlik etmezler; boş (ve manasız) davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler.

Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında o ayetler karşısında körler ve sağırlar gibi bilinçsizce davranmazlar.

Onlar, “Ey Rabb’imiz! Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi Allah’tan sakınanlara önder yap! derler.”

İşte bunlar, zorluklara katlanmalarının karşılığı olarak cennet konağıyla ödüllendirilecek, orada sağlık ve esenlik dilekleriyle karşılanacaklardır. Orada sonsuzca yaşayacaklardır. Ne güzel bir yerleşme ve kalma yeri!

***

Taha 25-28: “Musa dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.”

Hz. Musa (a.s.) bu dua ile Allah’tan kalbini bir Rasûl’ün büyük görevi ile ilgili zorunlulukları yerine getirmesine yarayacak cesaretle doldurmasını ve kendisine güven vermesini istemektedir.

Hz. Musa (a.s.)Allah’a böyle dua etti. Çünkü görevinin, sorumluluğunun büyüklüğünün bilincindeydi. Kendisinin etkili bir konuşmacı olmadığının da farkındaydı. Bir elçinin Firavun ve saray adamlarını etkilemek için akıcı bir dile sahip olması gerektiğini biliyordu. Bu, Kitab-ı Mukaddes tarafından da desteklenmektedir. O, başlangıçta çok edebi bir dile sahip değildi, Firavun da onu bu yüzden alaya almıştı. Hz. Musa (a.s.) da aynı şeyin farkına varmış ve şöyle demiştir: “Kardeşim Harun’un dili benden daha düzgündür. Onu beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder!..” Sonraları onun dilindeki bu pelteklik geçmiş ve çok güzel konuşmaya başlamıştır. Bu, onun Kur’an’ın bütününde yaptığı konuşmalardan da net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu konuşmaların hepsi birer belagat ve hitabet örneğidir.

Peygamberler her alanda olduğu gibi duaları ile de bizim için en büyük örnek şahsiyetlerdir. Bu sebeple Kur’an onların dualarından örnekler sunar. Biz de her alanda onları örnek almalı, onlar gibi Rabb’imizden yardım istemeli, ona yönelmeliyiz. Gerekli çabayı gösterip Allah’a dua ettiğimizde işlerimizin daha kolay olacağını, başarımızın artacağını göreceğiz.

Namaz Vakitleri

Hava Durumu

Tasarım - Yazılım - Sistem: Ömer Faruk Er - Medya İnternet