Ömer Faruk Er - Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Portalı

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10. Sınıf Ders Notları

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10 ders notları, Dikey Yayıncılık'ın MEB izinli baskısının sadeleştirilmiş halidir. Öğrencilerin sadece tekrar yapmaları ve sınavlara daha pratik hazırlanmaları için etkinlikler, çalışmalar, görseller ve dipnotlar çıkarılarak oluşturulmuştur. Metinlere herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Böylece kolayca sınavlarınıza hazırlık yapabileceksiniz. (Bu içerikte sadece sorumlu olduğunuz 1. üniteye yer verilmiştir.)

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10. Sınıf Ders Notları Ders Kitapları

1. ÜNİTE: ALLAH İNANCI

1. Allah’ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri

Evrendeki varlıklar belli bir ölçüye göre yaratılmıştır ve her olay neden-sonuç ilişkisi içinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle evrende mükemmel bir düzen vardır. Güneş, Ay, yıldızlar ve gezegenler belirli bir hızla ve bir düzen içinde kendi yörüngelerinde hareket etmektedir. Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz, Güneş’in etrafında dönmesiyle de mevsimler meydana gelmektedir. Gece ve gündüz ile mevsimler düzenli olarak birbirini izlemektedir. Dünya, Güneş etrafında belirli bir hızla dönmektedir.

Doğada her mevsim ayrı bir güzellik ortaya çıkmaktadır. Dağlar, denizler, ormanlar, nehirler, göller, çiçekler, bitkiler, hayvanlar bir bütün oluşturmakta ve insanoğlu bu eşsiz güzelliğe hayran kalmaktadır. Acaba bütün bu güzellikler nasıl meydana gelmiştir? Dünya, Güneş, Ay, gezegenler ve yıldızlar kendiliğinden mi oluşmuştur? Evrendeki mükemmel düzenin tesadüfen meydana gelmiş olması mümkün müdür?

Evrende hiçbir şey kendiliğinden ya da tesadüfen meydana gelmemektedir. Öyleyse uçsuz bucaksız bu evreni yaratan, evrendeki mükemmel düzeni sağlayıp devam ettiren biri olmalıdır. O da canlı ve cansız tüm varlıkları yoktan yaratan Yüce Allah’tır. Bununla ilgili olarak kutsal kitabımız Kur’an’da yer alan ayet meallerinden biri şöyledir: “O; geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” Başka bir ayet meali ise şu şekildedir: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.”

Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde insanın dikkati evrendeki düzene çekilmektedir. Böylece insana Allah’ın varlığı ve birliği kavratılmak istenmektedir. Ayrıca kutsal kitabımız Kur’an’da Allah’ın birliği üzerinde de durulmaktadır. Örneğin, İhlâs suresinde bu konuyla ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: “De ki: O Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.”

İslam âlimleri, Allah’ın varlığı ve birliği ile ilgili çeşitli deliller ileri sürmüşlerdir. İmkân, nizam, temânû ve hudus delili bunlardan başlıcalarıdır.

  • İmkân delili: Evren ve içindeki tüm varlıklar sonradan yaratılmıştır. Sonradan meydana gelen her şey mümkündür. Yani bunların varlığı zorunlu değildir. Öyleyse sonradan yaratılan varlıkları var eden ve varlığı zorunlu olan biri olması gerekir. O da Allah’tır.
  • Nizam delili: Evrende mükemmel bir düzen ve uyum vardır. Bu durumun kendiliğinden ya da tesadüfen meydana gelmesi mümkün değildir. Öyleyse bu eşsiz düzeni sağlayan yüce bir yaratıcı olması gerekir. O da Allah’tır.
  • Temânû delili: Bu delile göre birden çok ilah olsaydı evrendeki düzen bozulurdu. Çünkü tanrılardan biri, bir şeyin olmasını isterken diğeri olmamasını isteyebilirdi. Böylece onlar arasında anlaşmazlık ve çekişme ortaya çıkardı.
  • Hudus delili: Evrendeki tüm varlıklar sonradan meydana gelmiştir. Sonradan meydana gelen her şeyin bir yaratıcısı olması gerekir. O da Allah’tır. Allah dışında hiçbir varlık ezelî değildir. Ezelî ve ebedî olan sadece Yüce Allah’tır.

2. Allah Her Şeyi Yaratan, Yaşatan ve Gözetendir

Evrende canlı ve cansız milyonlarca varlık bulunmaktadır. Yıldızlar, gezegenler, galaksiler, Güneş, Ay bunlardan bazılarıdır. Dünya üzerindeki dağlar, denizler, okyanuslar, nehirler, göller, ormanlar, bitkiler ve hayvanlar da evrenin bir parçasıdır. Evrendeki bütün varlıkları yaratan Yüce Allah’tır. Bu konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “... Allah her şeyi yaratandır. Ve o birdir, karşı durulamaz güç sahibidir.”

Yüce Allah’ın gücü sınırsızdır. O, istediği şeyi, dilediği zamanda, dilediği gibi var edebilir. Yaratmak onun için zor bir iş değildir. Bu durum kutsal kitabımız Kur’an’da şöyle ifade edilir: “Bir şey yaratmak istediği zaman, onun yaptığı ‘Ol!’ demekten ibarettir. Hemen oluverir.”

Allah bir şeyi hem yoktan var edebilir hem de var olan şeylerden başka bir varlık yaratabilir. Onun gücü sonsuzdur. Bu konuyla ilgili olarak bir ayet mealinde, "... Allah’ın her şeye gücü yeter.” buyrulur.

Yüce Allah’ın yaratması süreklidir. Örneğin, bahar geldiğinde doğa yemyeşil bir örtüye bürünmektedir. Ağaçlar yaprak açmakta, topraktan çeşit çeşit bitkiler, çiçekler çıkmaktadır. Bütün bunlar, Yüce Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmekte ve onun yaratmasının sürekli devam ettiğini göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak bir ayet mealinde, “... O her an yaratma hâlindedir.” ifadesi yer almaktadır.

Yüce Rabb’imiz canlıları yaratmakla kalmamış, dünyada onların hayatlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmeleri için gerekli olan her şeyi de var etmiştir. Örneğin; Güneş’i, havayı, suyu, toprağı, çeşitli sebzeleri, meyveleri ve sayısız nimeti onlar için yaratmıştır. Böylece yeryüzünü canlıların yaşamalarına elverişli bir ortam hâline getirmiştir. Bu konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şu ifadeler yer alır: “(O öyle lütufkâr) Allah’tır ki gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı. Düzenli seyreden Güneş’i ve Ay’ı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız...”

İnsan, Yüce Allah’ın verdiği nimetlerin değerini bilmelidir. Allah’a şükretmeli, ona karşı kulluk görevini yerine getirmelidir. Bununla ilgili bir ayet mealinde, “Artık Allah’ın size verdiği rızıktan helal ve temiz olarak yiyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin.” buyrulur.

Dünya üzerinde pek çok canlı vardır. Allah, bunlar içinde insana ayrı bir değer vermiş, onu akıl sahibi bir varlık olarak yaratmıştır. Bu sayede insan iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edebilmekte ve kendisini tehlikelerden koruyabilmektedir. Ayrıca Allah insanlara tarih boyunca birçok peygamber göndermiştir. Onlardan bazılarına emir, yasak ve öğütlerini içeren İlahî kitaplar indirmiştir. Böylece insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmiş; onları her türlü kötülükten kaçınmaları konusunda uyarmıştır.

İnsanlardan yalnızca Allah’a inanıp ibadet etmelerini, hurafe ve batıl inançlardan uzak durmalarını istemiştir. Şeytanın, insanların kötülüğünü istediğini ve onların apaçık düşmanı olduğunu haber vermiştir. Ayrıca dinimize göre insanları çeşitli tehlikelerden koruyan hafaza melekleri vardır. Bütün bunlar Yüce Allah’ın insanları koruyup gözettiğini göstermektedir.

Allah yalnızca biz insanların değil, tüm âlemlerin Rabb’idir. O, varlıkları yarattıktan sonra kendi hâline bırakmamıştır. Bu konuyla ilgili olarak bir ayet mealinde, "... Benim Rabb’im her şeyi gözetendir.” ifadesi yer alır. Allah, evrendeki düzenle birlikte üzerinde yaşadığımız dünyayı, canlıları ve insanları da koruyup gözetmektedir. Bununla ilgili bir ayet mealinde, "... Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” buyrulmaktadır. İnsan bunun farkında olmalı, Allah’ın emir ve yasaklarına uygun davranmaya özen göstermelidir.

3. İnsanın Allah’la İletişimi

Dinimize göre insan, Yüce Allah’la çeşitli şekillerde iletişim kurabilmektedir. Dua, ibadet ve tövbe etmek ile Kur’an okumak bunlardan bazılarıdır.

3.1. Dua

İnsan, akıllı ve üstün özelliklere sahip bir varlıktır. O, sahip olduğu üstün özellikler sayesinde birçok zorluğu ve sıkıntıyı aşabilir. Ancak insan zaman zaman üstesinden gelemeyeceği, gücünü aşan bazı sorunlarla karşılaşabilir. Örneğin; deprem, sel gibi doğal afetlere maruz kalabilir, bir hastalığa yakalanabilir ya da başarısızlığa uğrayabilir. Böyle durumlarda insan mutsuz ve üzüntülü olur. Yüce Allah’a sığınıp ona dua etmeye yönelir.

Dua eden insan duygularını, dilek ve isteklerini Yüce Allah’a açar. Sonsuz ve sınırsız güç sahibi olan yaratıcısı ile iletişim hâlinde olur. İç dünyasında yaşadıklarını onunla paylaşır. Hem sevinçli hem de üzüntülü anlarında Allah’a dua eder. Onun kendisine yakın olduğunu bilir.

Yüce Allah, Kur’an’da kendisine dua etmemizi istemekte ve bize çok yakın olduğunu, yaptığımız dualara karşılık vereceğini belirtmektedir. Bu konuyla ilgili olarak bir ayet mealinde şöyle buyurmaktadır: “Kullarım sana beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.”

Dua eden insan Yüce Allah’a duyduğu sevgi ve bağlılığı dile getirir. Duygularını ve dileklerini kendi ifadeleriyle ona iletir. Bu da insana huzur ve mutluluk verir. Kendisini Allah’a yakın hissetmesini sağlar. Zorlukları, sıkıntıları daha kolay aşmasına katkıda bulunur. Bizler de sevinçli ve üzüntülü zamanlarımızda Allah’a dua edelim. Dilek ve isteklerimizi dua yoluyla ona iletelim. Samimi olarak, içtenlikle yapılan duaları Allah’ın kabul edeceğini bilelim.

3.2. İbadet

İslam dinine göre, Allah ile iletişim kurmanın başlıca yollarından biri ibadet etmektir. İbadet esnasında Yüce Allah ile insan arasında hiçbir aracı yoktur. İbadet eden kişi tüm benliğiyle Allah’a yönelir ve onunla doğrudan iletişim kurar. Örneğin, huşu içinde namaz kılan bir kimse yalnızca yüce yaratıcısını düşünür. Tüm dikkatini namaza verir. Secdedeyken Yüce Allah’ın huzurunda sevgi ve saygıyla eğildiğinin bilincinde olur. Sevgili Peygamberimiz bununla ilgili olarak bir hadisinde, “Kulun Rabb’ine en yakın olduğu an, secdede olduğu andır...” buyurmuştur.

Kur’an’da yer alan birçok ayette insana ibadet etmesi emredilir. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk ediniz...” Kur’an’da namaz kılmayı, oruç tutmayı, hacca gitmeyi ve zekât vermeyi emreden çeşitli ayetler vardır. Bunlardan birinde, “Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.” ifadesi yer alır.

İnsanın yaratıcısıyla iletişiminde ibadetlerin önemli bir yeri vardır. Dinimizin emirlerine uyan, ibadetlerini yerine getiren kimse; Allah’a olan sevgi, saygı ve bağlılığını ifade etmiş olur. Allah’ın her zaman kendisini gördüğünü, yaptıklarını bildiğini fark eder. Bu nedenle de onun buyruklarını yerine getirmeye, yasaklarından kaçınmaya özen gösterir. Yüce Allah da ibadet eden, emirlerine ve yasaklarına uyan kullarını sever. Onlardan razı olur. Böylece insan ile yaratıcısı arasında sevgiye dayalı bir iletişim gerçekleşir.

3.3. Tövbe

Her insan zaman zaman hata edebilir. Günah olan davranışları yapabilir. İnsan, günah işlediğinde vicdanı bundan rahatsız olur. Yaptığı hatadan dönmek, işlediği günahı affettirmek ister. Peki, bunun yolu nedir? İnsanın yaptığı hatayı telafi etmesi mümkün müdür? İşlenen bir günahtan pişmanlık duyulduğunda ne yapılması gerekir? Dinimize göre insan, bu gibi durumlarda tövbe ederek Yüce Allah’tan bağışlanma diler. Bir daha aynı hatayı yapmayacağına dair yaratıcısına söz verir. Duyduğu pişmanlığı, içinden geçirdiği duygu ve düşünceleri doğrudan Allah’a iletir. Onun şefkat ve merhametine sığınır. Böylece kişi, Allah ile içten ve yakın bir iletişim kurmuş olur.

Kur’an-ı Kerim bize Allah’ın içtenlikle yapılan tövbeleri kabul edeceğini haber verir. Bununla ilgili olarak bir ayet mealinde şöyle buyrulur: “Kim ... haksız davranışından sonra tövbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Peygamberimiz (s.a.v.) de bir hadisinde, “İşlediği günahtan tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir.” diyerek bizleri tövbe etmeye yönlendirir.

Müslüman, işlediği günah, yaptığı hata ne olursa olsun tövbe etmelidir. Yüce Rabb’imizin yapılan tövbeleri kabul edeceğini bilmelidir. Tövbe ettikten sonra da yaptığı hataları, işlediği günahları bir daha tekrarlamamaya özen göstermelidir.

3.4. Kur’an Okuma

İslam dininin temel kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an, Allah kelamı olan İlahî bir kitaptır. Dolayısıyla onu okuyan kimse yaratıcısıyla doğrudan iletişim kurmuş olur. Kendisini ona yakın hisseder. Yüce Allah’ın gönderdiği ayetleri okumanın sevincini ve mutluluğunu yaşar. Kur’an okuyan kişi, pek çok ayette Allah’ın kendisine hitap ettiğinin farkında olur. Dinimizin buyruklarını, yasaklarını ve öğütlerini temel kaynağından öğrenme imkânı bulur. Bunlara uygun davranmaya çalışır. Yüce Allah da Kur’an okuyan, buyruklarını yerine getiren kimseleri sever. Bütün bunlardan dolayı Kur’an’ı okumak, insanın Allah ile iletişimini güçlendirmesinde önemli bir rol oynar.

Yüce Allah pek çok ayette bizleri Kur’an okumaya teşvik etmektedir. Örneğin, "Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun...” ve “... Kur’an’ı tane tane oku.” buyurmaktadır. Peygamberimiz de bu konuyla ilgili bir hadisinde şöyle demektedir: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.“

Bizler de ister yüzünden ister mealinden olsun Kur’an’ı okumaya ve öğrenmeye önem verelim. Böylece hiçbir aracı olmaksızın doğrudan Allah ile iletişim hâlinde olacağımızı bilelim.

4. Temel İnanç Esasları

Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere, ahiret gününe inanmak dinimizin temel inanç esaslarını oluşturmaktadır. Dinimizin inanç esasları kutsal kitabımız Kur’an’da açıkça belirtilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak bir ayet mealinde şöyle buyrulmuştur: “Peygamber, Rabb’i tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. ‘Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik...’ dediler.”

Hz. Peygamber (s.a.v.) imanı şöyle tanımlamıştır:

“İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmandır.”

4.1. Allah’a İman

Allah’a inanmak; Allah’ın varlığına, birliğine, sonsuz güç sahibi, üstün ve her şeyi yaratan yüce bir varlık olduğuna inanmak demektir. İnancımıza göre Allah vardır ve birdir, doğurmamış, doğmamıştır. Tüm varlıkları yaratan odur. Onun varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. Allah hiç kimseye benzemez, hiçbir şeye muhtaç değildir. Varlıkları yaratan, yaşatan, rızıklandıran odur. Yüce Allah’ın eşi ve ortağı yoktur. O diridir; her şeyi bilir, görür, duyar.

İnsan düşünen, araştıran ve sorgulayan bir varlıktır. O, pek çok şeyi olduğu gibi Allah’ı da düşünür. Onun nasıl bir varlık olduğunu merak eder. Biz Yüce Allah’ı Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde verilen bilgiler çerçevesinde tanırız.

Allah’ın bazı sıfatları vardır. Bunlar, zatî ve subuti sıfatlar olmak üzere iki gruba ayrılır.

Zatî sıfatlar, sadece Allah’a özgü olan sıfatlardır. Allah’tan başka hiçbir varlıkta bulunmaz. Zatî sıfatlar şunlardır:

  1. Vücut: Allah’ın var olması demektir. Onun varlığı, başka bir şeyin varlığına bağlı değildir.
  2. Kıdem: Allah’ın varlığının başlangıcı olmamasıdır. O ezelîdir.
  3. Beka: Allah’ın varlığının sonsuz olması demektir. Allah ebedîdir, ölümsüzdür.
  4. Vahdaniyet: Allah’ın bir ve tek olması demektir.
  5. Muhalefetün lil havadis: Allah’ın, yarattıklarından hiçbirine benzememesidir.
  6. Kıyam bi nefsihî: Allah’ın varlığının kendisinden olması, var olmak için başkalarına muhtaç olmaması demektir.

Subuti sıfatlar, sınırlı olarak başka varlıklarda da bulunur. Subuti sıfatlar şunlardır:

  1. Hayat: Allah’ın diri, canlı olması demektir.
  2. İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir.
  3. Semi: Allah’ın her şeyi işitmesi, tüm sesleri duymasıdır.
  4. Basar: Allah’ın her şeyi görmesi demektir.
  5. İrade: Allah’ın dilemesi demektir. Onun dilediği her şey olur.
  6. Kudret: Allah’ın sınırsız güç sahibi olması anlamına gelir.
  7. Kelam: Allah’ın konuşmasıdır. Peygamberlere gelen vahiyler, Allah’ın konuşma sıfatının bir göstergesidir.
  8. Tekvin: Allah’ın yaratma sıfatıdır. O, evrendeki her şeyi yoktan yaratmıştır.

Allah’a inanmak insan davranışlarını olumlu yönde etkiler. Çünkü Allah’a iman eden insan, onun kendisini her yerde gördüğüne inanarak kötülük yapmaktan uzak durur, iyi davranışlara yönelir ve güzel ahlaklı olur. Ayrıca insan, her şeye gücü yeten bir yaratıcıya inanarak Allah’ın kendisini yalnız bırakmayacağını, zorda kaldığında kendisine yardım edeceğini bilir. Bu da ona huzur, güç ve güven verir.

4.2. Meleklere İman

Allah evrende pek çok varlık yaratmıştır. Bunların hepsi gözle görülemez. Gözle görülemeyen varlıklardan biri meleklerdir. Allah’ın varlığına inanan insan, meleklere de inanmalıdır. Çünkü melekleri yaratan ve onların var olduklarını bize haber veren Allah’tır.

Meleklere inanmak imanın şartlarındandır. Melekler nurdan yaratılmış varlıklardır. Onların yeme, içme, evlenme, çoğalma gibi özellikleri yoktur. Melekler sürekli Allah’a itaat ve ibadet ederler, Allah’ın kendilerine verdiği görevleri yerine getirirler.

Bazı meleklerin özel görevleri vardır. Örneğin, Cebrail, Yüce Allah ile peygamberler arasında elçilik yapar. Allah’ın emir ve yasaklarını peygamberlere bildirmekle görevlidir. Mikâil, doğa olaylarını Allah’ın izni ile idare eder. İsrafil, kıyametin kopacağı ve daha sonra da insanların diriltilecekleri zaman, sûra üflemekle görevli melektir. Azrail, eceli gelen insanların canını Yüce Allah’ın emriyle alır. Yazıcı melekler ise insanların yaptıkları iyilik ve kötülükleri yazarlar. Yazıcı melekler hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır. Onlar, yapmakta olduklarınızı bilir.”

Meleklerin varlığına inanan insan, yapacağı iyilik ve kötülüklerin onlar tarafından görüleceğini ve yazılacağını düşünerek kötülük yapmaktan kaçınır. Her zaman iyilik yapmaya, güzel ahlaklı olmaya özen gösterir.

4.3. Kitaplara İman

Yüce Allah, tarih boyunca birçok peygamber göndermiş ve bunlardan bazılarına kutsal kitaplar vermiştir. Bununla ilgili olarak bir ayet mealinde şöyle buyrulmuştur: “... Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi... onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi...”

Yüce Allah tarafından indirilen kutsal kitaplar şunlardır: Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim. Tevrat Hz. Musa’ya, Zebur Hz. Davut’a, İncil Hz. İsa’ya, Kur’an-ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v)’e indirilmiştir. Kutsal kitapların Yüce Allah tarafından gönderildiğine ve içerdiği bilgilerin doğru olduğuna inanmak, İslam dininin inanç esaslarındandır.

İnsan dinin inanç esaslarını, insanlar arası ilişkilerle ilgili öğütlerini, ibadetleri ve bunların yapılış biçimini, helal ve haramı, ahiretle ilgili konuları öğrenebilmek için kutsal kitaplara muhtaçtır. Bundan dolayı Allah, insanları bu gibi konularda bilgilendirmek için kutsal kitaplar göndermiştir.

Yüce Allah kutsal kitaplarda inanç esaslarını, ibadetlerin neler olduğunu, iyi ve kötü olan davranışları açıklamıştır. Bazı varlıkların yaratılışları ve özellikleri hakkında bilgiler vermiştir. İnsanların inanıp ibadet etmelerini, güzel ahlaklı olmalarını, birbirlerine karşı saygılı ve hoşgörülü davranmalarını öğütlemiştir. Örneğin Allah Kur’an-ı Kerim’de yer alan bir ayet mealinde, "Allah’a kulluk edin. Ona karşı gelmekten sakının...” buyurmuştur. Başka bir ayet mealinde ise insanlara şöyle öğüt vermiştir: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

Kutsal kitaplar Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine, diğer iman esaslarına inanmayı emreder. İbadetlerin yalnız Allah için yapılacağını, ondan başkasına ibadet etmenin doğru olmadığını açıklar. Allah’a inanıp ibadet edenlerin, faydalı işler yapanların ahirette ödüllendirileceğini bildirir.

Kutsal kitapların sonuncusu Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an, belli bir topluma veya millete değil, tüm insanlığa gönderilmiştir. Her Müslüman Kur’an’da bildirilen emirlere uymakla, yasaklardan da kaçınmakla yükümlüdür.

4.4. Peygamberlere İman

Yüce Allah, insanlık tarihi boyunca birçok peygamber göndermiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu peygamberlerden yirmi beşinin adı geçmektedir. Allah, peygamberlerden bazılarına kitap indirmiş, bazılarına ise indirmemiştir. Kendilerine kitap gönderilen peygamberlere “resul”, gönderilmeyenlere ise “nebi” denir. Peygamberlik kavramı Arapçada “nübüvvet” kelimesiyle ifade edilir.

Allah tarafından gönderilen peygamberlerin ilki Hz. Âdem, sonuncusu da Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. “Muhammed,... Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur....” şeklindeki ayet meali bu durumu açıkça ifade etmektedir.

Bütün peygamberler zeki, ileri görüşlü, güvenilir, doğru sözlü ve güzel ahlaklı insanlardır. Onlar, Allah’ın yasakladığı davranışlardan kaçınmışlardır. İnsanlara daima iyi davranmışlar, herkesin hakkına saygı göstermişlerdir. Yüce Allah’ın kendilerine bildirdiği İlahî ilkeleri insanlara eksiksiz bir şekilde açıklayıp öğretmişlerdir. İyi, güzel ve erdemli davranışların toplumda egemen olması için çalışmışlardır.

Peygamberler İlahî ilkeleri insanlara bildirirken, nübüvvet görevini yaparken zaman zaman mucizeler de göstermişlerdir. Mucize, Yüce Allah’ın izni ve dilemesiyle peygamberler tarafından ortaya konan olağanüstü olaylardır. Hz. İsa’nın bazı hastalıkları iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi, Hz. Musa’nın asasının bir yılan hâline dönüşmesi, Hz. İbrahim’in ateşte yanmaması Kur’an-ı Kerim’de anlatılan başlıca mucizelerdendir. Mucizenin amacı insanların peygamberlere inanmasını sağlamak, ikna etmek, onları Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya yönlendirmektir.

Peygamberlere inanmak, onların yaşantılarını örnek almayı, onlar gibi güzel ahlaklı olmayı gerektirir. Çünkü peygamberler güzel ahlaklarıyla insanlara örnek olmak üzere gönderilmişlerdir. Yüce Allah da Kur’an’da, inananların Hz. Muhammed’i örnek almalarını istemiştir. Bizler de Sevgili Peygamberimizi örnek alalım. Onun gibi güzel ahlaklı bir kimse olalım.

4.5. Kadere İman

Evrende yer alan canlı ve cansız tüm varlıklar bir ölçüye göre yaratılmıştır. Evrendeki düzenli işleyiş, hiç aksamadan devam etmektedir. Güneşin doğuşu ve batışı, gezegenlerin kendi yörüngelerinde birbirlerine çarpmadan hareket etmesi, mevsimlerin birbirini izlemesi, Dünya’nın kendi ekseni ve Güneş çevresinde belirli bir sürede dönmesi evrendeki düzenli işleyişin göstergelerindendir.

Dünyamız dağları, denizleri, bitkileri, hayvanları, havası ve suyuyla canlılar için mükemmel bir yaşam alanıdır. Doğadaki her şeyde bir denge, uyum ve güzellik vardır. Kutsal kitabımızda bu konuyla ilgili olarak şu ifadeler yer alır: “Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belli olan şeyler bitirdik. Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık. Her şeyin hâzineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.” Görüldüğü gibi evrende mükemmel bir düzen vardır ve olaylar Allah’ın belirlediği yasalara göre, yani kadere uygun biçimde gerçekleşmektedir.

Kader, Allah’ın sonsuz bilgisiyle, evrende meydana gelecek olayları önceden bilip takdir etmesidir. Kaza ise Allah’ın önceden bilip takdir ettiği olayların, zamanı gelince ortaya çıkmasıdır. İslam’ın inanç esaslarından biri de kaza ve kadere inanmaktır.

İnsan, akıllı ve irade sahibi bir varlıktır. Eylemlerini kendi iradesiyle gerçekleştirir. Aklı sayesinde düşünür, araştırır, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt eder. İradesiyle de bunlardan dilediğine yönelir. Bu nedenle insan, davranışlarında özgürdür ve yaptıklarından sorumludur. İnsanın akıllı, irade sahibi ve özgür bir varlık olması, onun kendi kaderini, geleceğini belirlemesinde etkilidir.

Kaderle özgürlük ve sorumluluk arasında yakın ilişki vardır. İnsan ancak özgür olduğu konulardan sorumludur. Örneğin, bir insan yalanın, hırsızlığın kötü bir davranış; dürüstlüğün, çalışarak kazanmanın ise iyi bir eylem olduğunu aklıyla bilir. Özgür iradesiyle de bu davranışlardan birine yönelir. Bu nedenle dinimiz insanları eylemlerinden sorumlu tutmuştur.

İnsan biyolojik ve fiziksel özelliklere sahip toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle de biyolojik, fiziksel ve toplumsal yasalara bağlı olarak yaşamını sürdürür. Yaşamında evrenin yasalarını dikkate almazsa bunun zararını görür. Örneğin, bir insan soğuktan korunmak için gereken önlemleri almazsa hastalanır. Dolayısıyla bu bir kaderdir. Ancak insanın başına gelen bu olumsuzluk, kendi yaptığı yanlıştan kaynaklanmaktadır.

Kader inancı, toplumun çoğu kesimlerinde yanlış anlaşılmaktadır. Zaman zaman bazı kimseler insanın özgür bir varlık olduğunu göz ardı etmekte, başlarına gelen olumlu ya da olumsuz her olayı kader olarak değerlendirmektedirler. Örneğin, bir depremde çok sayıda kişi öldüğünde, insanlar “Kader böyleymiş, ne yapılabilir ki!” diyebilmektedirler. Ülkemizde her yıl meydana gelen binlerce trafik kazasında pek çok insanın ölmesi ve yaralanması bazı kimseler tarafından kadere bağlanmaktadır. Acaba bu anlayış doğru mudur? Başımıza gelen olumsuzluklar, felaketler kaçınılmaz bir kader midir?

Hiç kimse, kaderi insan özgürlüğünü yok sayacak biçimde anlamamalıdır. Yaşamında evrenin yasalarını dikkate almalı, olumsuzluklarla karşılaşmamak için elinden gelen çabayı harcamalıdır. Kur’an-ı Kerim’in, “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir...” ayetinin işaret ettiği gerçeği aklından çıkarmamalıdır.

Hiçbir insan çalışmadan, gereken önlemleri almadan, “Kaderimde ne varsa o olur. Ben Allah’a güveniyorum.” şeklinde düşünmemelidir. Böyle bir düşünce hem insanın özgür ve sorumlu bir varlık olduğu gerçeğiyle hem de İslam’ın kader anlayışıyla çelişir.

4.6. Ahirete İman

Ahiret gününe inanmak, Kur’an’ın üzerinde en çok durduğu konulardandır. Bir kimsenin Müslüman olabilmesi için ahirete inanması gerekir. Bu konuyla ilgili bir ayet mealinde şöyle buyrulur: “Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinlikle inanırlar.”

Dinimize göre ahiret; İsrafil adlı meleğin, dünya yaşamının sona erip kıyametin kopması için “sûr”a üflemesiyle başlar. İkinci üflemeyle insanlar dirilir, mahşer yerinde toplanır, yaptıklarından sorguya çekilirler; böylece cennet ve cehennemi de kapsayan ahiret yaşamı başlamış olur.

İnsanın sonsuza kadar yaşaması mümkün değildir. Her canlı bir gün mutlaka ölecektir. Ölüm insana korku verir. Ancak ahirette tekrar dirileceğine, cennette sonsuza kadar mutlu yaşayacağına inanan müminler böyle bir korku yaşamazlar. Böylece ahiret inancı insanı gereksiz ve yersiz korkulardan kurtarır.

Ahiret inancı, insanın iyiliğe yönelmesine ve kötülükten uzaklaşmasına katkı sağlar. Kur’an-ı Kerim, insanın dünyada yaptıklarının karşılığını göreceğini belirtmektedir. Bu konuyla ilgili ayetlerden birinde şöyle buyrulmaktadır: “Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş) Bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.”

Ahiret inancı toplumda kötülüklerin azalmasını, iyiliklerin çoğalmasını sağlar. Dünyada yaptıklarından dolayı ahirette sorguya çekileceğine inanan insan, davranışlarına özen gösterir. Başkalarıyla iyi ilişkiler kurmaya, insanlara yararlı olmaya, daima iyilik yapmaya çalışır. Herkes böyle davranmaya önem verirse toplumda iyilikler yaygınlaşır, kötülükler azalır. İnsanlar barış ve huzur içinde, kardeşçe yaşarlar.

Namaz Vakitleri

Hava Durumu

Tasarım - Yazılım - Sistem: Ömer Faruk Er - Medya İnternet