Ömer Faruk Er - Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Portalı

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9. Sınıf Ders Notları

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9 ders notları, Tekno Artı Yayınları'nın MEB izinli baskısının sadeleştirilmiş halidir. Öğrencilerin sadece tekrar yapmaları ve sınavlara daha pratik hazırlanmaları için etkinlikler, çalışmalar, görseller ve dipnotlar çıkarılarak oluşturulmuştur. Metinlere herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Böylece kolayca sınavlarınıza hazırlık yapabileceksiniz. (Bu içerikte sadece sorumlu olduğunuz 1. ve 2. ünitelere yer verilmiştir.)

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9. Sınıf Ders Notları Ders Kitapları

1. ÜNİTE: İNSAN VE DİN

1. İnsanın Evrendeki Konumu

Kâinatta canlı ve cansız yüzlerce varlık bulunmaktadır. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar, Ay, Güneş, yıldızlar ve gezegenler bunlardan bazılarıdır.

Evrendeki varlıklar içinde insanın üstün ve ayrıcalıklı bir konumu vardır. Çünkü Yüce Rabb’imiz insana akıl, düşünme yeteneği ve özgür irade vermiştir. İnsan aklıyla doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt eder. Olaylar arasında sebep sonuç ilişkisi kurar. Evrenin, insanın ve diğer varlıkların nasıl yaratıldığını; öldükten sonra ne olacağını sorgular. İnsan akıllı bir varlık olduğu için çeşitli araştırma ve incelemelerde bulunur. Birçok kitap okur. Böylece yeni bilgiler edinir ve kendisini geliştirir. Medeniyetler kurar ve hayatını anlamlı hâle getirir.

İnsan araştırma ve incelemelerde bulunur, evrenin sırlarını çözmeye çalışır.

Yüce Allah, insandan geçimini çalışarak sağlamasını ister.

İnsanın akıllı ve özgür irade sahibi olması, beraberinde bazı sorumlulukları da getirmektedir. Bunların başında kişinin, yaratıcısına karşı sorumluluğu gelir.

Her insan, kendisine sonsuz nimetler veren ve onu diğer varlıklardan üstün kılan yaratıcısına karşı kulluk görevini yerine getirmekle sorumludur. Bu konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”, “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk ediniz...”

İnsanın; ailesine, topluma ve çevreye karşı da görev ve sorumlulukları vardır. Kişi, anne ve babasına saygılı olmalı, onların öğütlerine uymalıdır. Aile bireyleriyle yardımlaşma ve dayanışma içinde olmalıdır. Toplumdaki diğer insanlara karşı sevgi, saygı ve hoşgörüyle yaklaşmalıdır. Toplumsal hayatı düzenleyen, insanların bir arada barış ve huzur içinde yaşamasını sağlayan hukuk, ahlak ve görgü kurallarına uymalıdır. Yüce Allah (c.c.)’ın tertemiz yarattığı çevreyi korumaya önem vermelidir. Havayı, suyu kirletmemeli, ağaçlara, ormanlara zarar vermemeli ve doğal dengeyi bozacak davranışlardan kaçınmalıdır. Yüce Allah (c.c.)’ın vermiş olduğu nimetlerin değerini iyi bilmeli, savurganlık yapmamalıdır. Yüce Rabb’imiz bir ayette “... Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah (c.c.) israf edenleri sevmez.” buyurmaktadır. Allah (c.c.), yeryüzündeki nimetleri insanın kullanımına ve faydasına sunmuştur. İnsanoğlu bunun bilincinde olmalı ve Allah (c.c.)’a daima şükretmelidir. Bu konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı.”, “.Allah (c.c.)’ın size verdiği rızıktan helal ve temiz olarak yiyin, eğer (gerçekten) Allah (c.c.)’a ibadet ediyorsanız onun nimetine şükredin.” Bütün bunlar evrende insanın diğer varlıklardan farklı bir konuma sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

2. İnsanın Doğası ve Din

İnsan maddi ve manevi yönü olan bir varlıktır. Her insanın yeme, içme, giyinme ve barınma gibi maddi ihtiyaçlarının yanında, yüce ve üstün bir varlığa inanma gibi manevi ihtiyaçları da vardır. Dolayısıyla bir dine inanma ihtiyacı insanın doğasında var olan bir özelliktir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu durumu bir hadisinde “Her çocuk fıtrat üzere doğar...” buyurarak ifade etmiştir.

Yüce Allah, her insanı fıtrat üzere yaratmıştır.

İnsan, aklı ve sahip olduğu üstün özellikleri sayesinde pek çok zorluğun üstesinden gelebilir. Hayatta karşılaştığı güçlükleri aşabilir. Bilgisayar, telefon, televizyon, uçak, otomobil gibi birçok teknolojik araç gereç üreterek hayatını kolaylaştırabilir. Tabiat olaylarının nedenlerini araştırıp bunlara karşı önlemler alabilir. Buna rağmen insan, zaman zaman güç yetiremediği, çaresiz kaldığı çeşitli olaylarla da karşılaşabilir. Örneğin, tarih boyunca insanlar ölüm, çeşitli hastalıklar ve doğal afetler karşısında güçsüz, çaresiz kalmışlardır. Bu nedenle de insanlar yüce, üstün ve güçlü bir varlık olan Allah (c.c.)’a yalvarıp dua etmişlerdir. Kutsal kitabımız Kur’an’da insanın bu özelliğine dikkat çekilir ve bir ayette şöyle buyrulur: “İnsanın başına bir sıkıntı geldiğinde Rabb’ine yönelerek ona yalvarır.” Bir başka ayette de “İnsana bir zarar geldiği zaman ... bize dua eder.” buyrulur.

Din, tarih boyunca bütün toplumlarda var olan bir olgudur. Gerek dinler tarihi ile ilgili araştırmalar gerekse arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan dinî motifler, mabetler bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Tarihin çeşitli dönemlerinde insanlar, Güneş’i, yıldızları, Ay’ı, ateşi ve çeşitli varlıkları kutsal kabul edip tapınmışlardır. Yüce Allah (c.c.) bu gibi yanlış inançları ortadan kaldırıp tevhit inancını yerleştirmek için birçok peygamber göndermiştir. Bu peygamberlerden bazılarına da ilahî kitaplar indirmiştir. Böylece insanlara, inanılıp ibadet edilmeye layık tek varlığın kendisi olduğunu bildirmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim de, “Rabb’in sadece kendisine kulluk etmenizi ... emretti...” buyrulur.

3. Dinin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi

İslam dini, insanı iyiye, güzele ve doğruya yönlendirir. İnsanın kötülüklerden, yanlış inanç ve uygulamalardan uzak olmasını sağlar. İnsanı Allah (c.c.)’a inanıp ona ibadet etmeye yönlendirir. Bu konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “İlahınız bir tek Allah (c.c.)’tır. Ondan başka ilah yoktur. O rahmandır, rahimdir.”, “Allah (c.c.)’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın.”

İslamiyet, toplumda insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemeye yönelik çeşitli ilkeler ortaya koyar. Toplumda bireylerin birbirlerine sevgi, saygı ve hoşgörüyle yaklaşmalarını ister. Yoksullara ve muhtaçlara yardım etmeyi öğütler. Büyüklere saygılı olmayı, komşu haklarını gözetmeyi, akrabaları ziyaret etmeyi emreder. Bununla ilgili olarak Yüce Rabb’imiz bir ayette şöyle buyurur: “... Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ... iyi davranın.”

İslam, kişiye ve topluma zarar veren yalan söylemek, hırsızlık yapmak, dedikodu etmek, iftira atmak, yalancı şahitlik yapmak gibi her türlü kötü davranışı yasaklar. Yüce Allah (c.c.) bir ayette bununla ilgili olarak şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah (c.c.) için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin.”

Dinin, toplumsal hayatın her alanında önemli bir yeri vardır. İslamiyet, örfümüzü, âdetimizi, ahlak anlayışımızı ve mimarimizi derinden etkilemiştir. Örneğin, yemeklerden sonra dua edilmesi, yeni doğan çocukların sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunması; kandil gecelerinde camilerde Kur’an ve mevlit okunması İslam’ın etkisiyle toplumumuzda oluşan örf ve âdetlerimizdendir. Cami, medrese, türbe, külliye gibi birçok mimari eser de dinimizin etkisiyle yapılmıştır.

İslam dini, insanlara barış, huzur, dostluk ve kardeşlik içinde yaşamalarını öğütler. Kin, nefret, düşmanlık gibi kötü duygu ve düşünceleri yasaklar. Bununla ilgili olarak Yüce Allah (c.c.) bir ayette, “Ey iman edenler! Hep birden barışa girin.” buyurur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de bir hadisinde, “Birbirinize kin tutmayınız, birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize sırt çevirip alakanızı kesmeyiniz. Ey Allah (c.c.)’ın kulları, kardeş olunuz.” buyurmuştur.

4. İnanmanın Çeşitli Biçimleri

İnanma, insanın doğuştan sahip olduğu ve çeşitli şekilde ifade ettiği bir duygudur. Tarih boyunca insanoğlu bazen fıtratına uygun davranmış bazen de çevresinin etkisinde kalarak değişik inanma biçimlerine yönelmiştir. Tek tanrıcılık (monoteizm), çok tanrıcılık (politeizm), tanrıtanımazlık (ateizm) bunların başında gelir.

4.1. Tek Tanrıcılık (Monoteizm)

Tanrı’nın varlığını, birliğini, eşi ve benzerinin olmadığını savunan inanma biçimine tek tanrıcılık ya da monoteizm adı verilir. Tek tanrıcılık İslam’da tevhit kavramıyla ifade edilir. Tevhit sözcük olarak birlemek anlamına gelir. Terim olarak ise Yüce Allah (c.c.)’ın varlığını ve birliğini ifade eder. Tevhit inancına göre Allah (c.c.) birdir, eşi ve benzeri yoktur. Evrendeki canlı ve cansız varlıkların yaratıcısı odur. Yüce Allah (c.c.), sonsuz bilgisi ve gücüyle her şeye hükmeden tek İlah’tır. O, her şeyi bilir, işitir ve görür. Hiçbir şeye muhtaç değildir. Tüm varlıklar ona muhtaçtır. Tevhit inancı Kur’an-ı Kerim’in İhlâs suresinde şöyle ifade edilmektedir: “De ki: O Allah (c.c.) birdir. Allah (c.c.) sameddir (Hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey ona muhtaçtır.). O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.”

Kelime-i Tevhit; Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini ifade eder.

İlahî dinler temelde tevhit inancına dayanmaktadır. Ancak İslam’ın dışındaki dinlerde zamanla tevhit inancından sapmalar olmuştur. Hristiyanlıkta Baba, Oğul (Hz. İsa) ve Kutsal Ruh gibi üçlü bir tanrı inancı benimsenmiş; Yahudilikte ise Allah (c.c.)’a bazı insani sıfatlar atfedilmiştir. Örneğin Yahudiler Hz. Üzeyr’i Allah (c.c.)’ın oğlu olarak kabul etmektedirler.

İlahî olmayan bazı dinlerde de tek Tanrı inancı vardır. Örneğin Çin dinlerinden Konfüçyüsçülük’te “Tien”, Taoizm’de ise “Tao” adında tek bir Tanrı’ya inanılır. Bunun yanında İslam’dan önce Türkler de Gök Tanrı adında tek bir İlah’a inanırlardı.

4.2. Çok Tanrıcılık (Politeizm)

Yeryüzünde tarih boyunca insanlar çeşitli dinlere inanmışlardır. Bunlardan bazıları çok tanrıcılık inancına dayanır. Örneğin, eski Mısır ve Yunan dinlerinde birden fazla tanrı inancı vardır. Eski Mısır’da Güneş tanrısı Ra, ölüler Tanrısı Oziris, sular tanrısı Sobek, gök tanrısı Hathor gibi çeşitli tanrılara inanılırdı. Eski Yunan’da da gök tanrısı Zeus, rahmet tanrısı Apollon gibi birçok tanrı inancı hâkimdi.

Hinduizm’de de birden çok tanrının varlığına inanılır. Örneğin, Brahma yaratıcı tanrı, Şiva yok edici tanrı, Vişnu koruyucu tanrı olarak kabul edilir.

İslam dini, çok tanrıcılığı Yüce Allah (c.c.)’a ortak koşmak olarak değerlendirmiş ve şirkin her türlüsünü yasaklamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) de putperestliğin ortadan kalkması için büyük bir mücadele vermiştir. Yüce Rabb’imiz bir ayette “Allah (c.c.), kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz...” buyurarak insanları şirke düşmeme konusunda uyarmıştır.

4.3. Tanrıtanımazlık (Ateizm)

Ateizm, evreni yaratan yüce bir Tanrı’nın varlığını reddetmektedir. Ateist düşünürler Tanrı’nın varlığına ilişkin delillerin deneye tabi tutulamadığını, dolayısıyla varlığı kanıtlanamayan bir Tanrı’ya inanmanın mantıksız olduğunu savunurlar. Bu görüşte olan düşünürler ancak gözle görülebilen şeylerin varlığına inanırlar.

Ateistler, evrenin tesadüf eseri kendiliğinden varolduğunu savunurlar.

Ateistler, ilahî dinlerin tanrı inancını kabul etmemekte, Yüce Allah (c.c.)’ın varlığını inkâr etmektedirler. Bunun yanında ilahî dinlerdeki ahiret, peygamber, melek, kutsal kitap gibi inanç esaslarına da karşıdırlar. Ateistler, Tanrı’sız bir yaşam kurmayı amaçlamaktadırlar.

Vahya dayanmayan inanç biçimleri ve düşünce akımları insanları hurafe, batıl inanç ve bazı zararlı akımlara yönlendirebilmektedir. Örneğin satanizm bunlardan biridir. Satanizm, şeytana tapınmayı esas alır. Satanistler ayinlerinde insanlara işkence etmekte, hayvanları öldürmekte ve şiddete başvurmaktadırlar. Bu da toplumda huzursuzluğa ve kargaşaya neden olmaktadır. Bu nedenle satanizm gibi zararlı akımlardan uzak durmalıyız.

Yüce Rabb’imiz Kur’an-ı Kerim’de bizleri şeytanın kötülükleri konusunda uyarmakta ve şeytana tapınmayı yasaklamaktadır. Bir ayette, “Ey âdemoğulları! Size, şeytana tapınmayın, çünkü o, sizin apaçık bir düşmanmızdır, demedim mi?” buyrulur.

***

2. ÜNİTE: İBADET VE TEMİZLİK

1. İbadetin Anlamı ve Kapsamı

İbadet sözlükte; boyun eğmek, itaat etmek, saygı duymak, kulluk etmek, tapınmak gibi anlamlara gelir. islami bir kavram olarak ibadet; Yüce Allah (c.c.)’ın emirlerine uymak, yasaklarından ise kaçınmak demektir.

İslam dininde ibadet yalnızca Yüce Allah (c.c.) için yapılır. Bununla ilgili bir ayette, şöyle buyrulur: “Yalnız Allah (c.c.)’a ibadet et ve şükredenlerden ol.” Başka bir ayette ise “(Rabb’imiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.” buyrulur.

İbadet denilince aklımıza öncelikle namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kurban kesmek gibi ibadet çeşitleri gelmektedir. Kur’an’da, bu gibi ibadetleri açık bir şekilde emreden ayetler yer alır. Örneğin, namazla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulur: “... Namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belirli bir farzdır.” Oruçla ilgili olarak ise “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. Öyleyse sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.” buyrulur.

İbadet ve Temizlik

İslam dininde ibadet sadece namaz, oruç, hac ve zekâtla sınırlı değildir. Dinimizde, yapılan her iyi, güzel iş ve davranış da salih amel sayılır ve ibadet olarak değerlendirilir. Örneğin, yoksullara yardım etmek, cami, okul, hastane, çeşme, yurt, köprü gibi toplum yararına yapılar inşa etmek ibadet sayılır. Bunun yanında ilim öğrenmek, geçimini çalışarak helal yollardan sağlamak, ağaç dikmek gibi davranışlar da salih ameldir ve dinimizde ibadet kapsamına girer. Kur’an-ı Kerim’de bizleri salih amel işlemeye yönlendiren çeşitli ayetler yer alır. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size

çıkardıklarımızdan hayra harcayın...” Bir başka ayette ise şu ifadeler yer alır: “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı onlardır...” Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de salih amel işleyenleri ödüllendireceğini de belirtmektedir. Bununla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulur: “İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah (c.c.)’ın ayetlerini apaçık okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah (c.c.)’a inanır ve faydalı iş yaparsa Allah (c.c.) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah (c.c.) o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.” Bizler de Yüce Allah (c.c.)’a karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye, ibadetlerimizi yapmaya önem vermeliyiz. Allah (c.c.)’ın yasaklarından da kaçınmalıyız.

İbadetler; bedenle, hem beden hem de malla ve yalnızca malla yapılan olmak üzere üç grupta ele alınabilir. Örneğin, namaz ve oruç bedenle, hac hem beden hem de malla, zekât ise malla yerine getirilir.

İbadetler, hükmüne göre de farz, vacip ve sünnet olmak üzere başlıca üç gruba ayrılır.

Farz: Yüce Allah’ın yapılmasını kesin olarak istediği iş ve davranışlardır. Beş vakit namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetler farzdır.

Vacip: Farz kadar kesin olmamakla beraber Allah (c.c.)’ın yapılmasını istediği iş ve davranışlardır. Ramazan ve Kurban Bayramı namazları ile vitir namazı vaciptir.

Sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve takrirlerine denir. Örneğin, beş vakit namazın sünnetlerini ve teravih namazını kılmak sünnettir.

2. Niçin İbadet Edilir?

Yüce Allah (c.c.) insanı diğer varlıklardan üstün bir konumda yaratmıştır. Ona akıl, düşünme yeteneği ve özgür irade gibi üstün özellikler vermiştir. El, ayak, göz, kulak gibi organlarıyla da insanı en güzel biçimde yaratmıştır. Ayrıca ona birçok nimet vermiştir. Havayı, suyu, güneşi, hayvanları, çeşitli meyve ve sebzeleri onun yararına sunmuştur. Tüm bunlara karşılık insan da yaratıcısına şükretmeli, onun emrettiği ibadetleri yerine getirmelidir. Allah (c.c.), kendisine kulluk eden, ibadetlerini yerine getiren kimselerden hoşnut olur ve onları ödüllendirir.

Yüce Rabb’imiz Kur’an-ı Kerim’de kendisine kulluk görevimizi ve ibadetlerimizi yerine getirmemizi emretmektedir. Bununla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulur: “... Bana kulluk (ibadet) et ve beni anmak için namaz kıl.” Bir başka ayette ise şu ifadeler yer alır: “Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabb’ini an..."

Yüce Allah (c.c.), ibadet eden kullarını çok sever ve onları ahirette ödüllendirir. Bununla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: “İşte size vaat edilen cennet! Ki o, Allah (c.c.)’a yönelen, emirlerine riayet eden, görmediği hâlde Rahman’dan korkan ve Allah (c.c.)’a yönelmiş bir kalp ile gelenlere mahsustur.” Bunun bilincinde olan her Müslüman hem Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak hem de cennete gitmek için ibadetlerini yerine getirmeye önem verir.

3. İbadet - Temizlik İlişkisi

Temizlikle ibadetler arasında sıkı bir ilişki vardır ve İslam dini temiz olmayı bazı ibadetlerin ön şartı olarak görür. Örneğin namaz kılabilmek için abdest almak gerekir. Yine hacca giden kimseler boy abdesti alıp ihrama girerler ve hacca niyet ederler. Kâbe’yi abdestli olarak tavaf ederler. Ayrıca dinimiz cuma günleri cuma namazına gitmeden önce boy abdesti almayı öğütlemektedir.

İbadetler insanın manevi yönden de temiz olmasını sağlar. Çünkü ibadetlerini yerine getiren insan kötülüklerden kaçınır. Başkalarına karşı kötü duygu ve düşünce taşımaz, güzel ahlak sahibi olur. Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerimde “... Namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar...” buyurmaktadır. Bütün bunlar ibadetlerle temizlik arasında çok önemli bir ilişkinin olduğunu göstermektedir.

3.1. Beden Temizliği

Beden temizliği, vücudumuzu her türlü kirden arındırmak demektir. Birçok hastalığın sebebi mikroplardır. İnsan, bedenini temiz tutmadığında vücuduna birçok mikrop girer. Bu da çeşitli hastalıklara neden olur. Bu nedenle yemeklerden önce ve sonra ellerimizi yıkamalıyız. Dişlerimizi düzenli olarak fırçalamalıyız. Haftada en az bir kez banyo yapmalı, terlediğimizde duş almalıyız. Uzayan tırnaklarımızı kesmeliyiz. Tuvaletten çıktıktan sonra ellerimizi sabun ve suyla yıkamalıyız. Kirlenen elbiselerimizi temiz olanları ile değiştirmeli, iç çamaşırlarımızın temiz olmasına önem vermeliyiz.

Temizlik konusunda Peygamberimiz (s.a.v.) bizlere en güzel örnektir. O, ellerinin, saçlarının ve bütün vücudunun temiz olmasına büyük özen gösterirdi. Her gün dişlerini misvaklamayı (fırçalamayı) ihmal etmezdi. Bir hadisinde de “Eğer müminlere zor gelmeyeceğini bilseydim, her namazdan önce onlara dişlerini misvaklamalarını (fırçalamalarını) emrederdim.” buyurmuştur.

3.2. Gusül

Boy abdesti ya da gusül, ağız ve burnu suyla temizlemek ve bütün bedeni baştan ayağa hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak demektir.

Akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslüman’a, cünüplük durumunda ve kadınların âdet ve lohusalık hâllerinin sona ermesinde gusletmek farzdır. Bu konuyla ilgili olarak Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “... Eğer cünüp oldunuz ise boy abdesti alın.” Gerekli durumlarda boy abdesti almayan Müslüman namaz kılamaz, Kur’an-ı Kerim’i eline alıp okuyamaz ve Kâbe’yi tavaf edemez. Dinimizde cuma ve bayram günleri ile hac ve umre için ihrama girmeden önce boy abdesti almak sünnettir.

Gusül şöyle alınır:

  • Önce eûzü besmele çekilir ve “Niyet ettim gusül abdesti almaya.” diye niyet edilir.
  • Sonra ağza su alınıp çalkalanır.
  • Burna su verilip burun temizlenir
  • Ve bütün vücut baştan ayağa kuru yer kalmaksızın yıkanır.

Guslün farzı üçtür:

  1. Ağza su alıp ağzı temizlemek
  2. Burna su verip bumu temizlemek
  3. Bütün vücudu yıkamak

3.3. Abdest

Abdest, namazın şartlarından biridir ve abdest almadan hiçbir namaz kılınamaz. Abdest ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, başlarınızı mesh edip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın.”

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) abdestin usulüne uygun olarak nasıl alınacağını Müslü-manlara öğretmiştir.

Buna göre abdest şöyle alınır:

  • Eûzü besleme çekilir ve "Niyet ettim Allah (c.c.) rızası için abdest almaya.” diyerek abdest için niyet edilir ve eller yıkanır.
  • Ardından ağza üç kez su alınıp ağız iyice temizlenir.
  • Buma üç kez su verip burun temizlenir. Sonra yüz yıkanır.
  • Ardından önce sağ kol yıkanır. Sonra sol kol yıkanır.
  • Sağ el ıslatılıp baş mesh edilir.
  • Sonra işaret ya da serçe parmaklarıyla kulakların içi, başparmakla da kulakların arkası temizlenir.
  • Kalan diğer üç parmakla da ense mesh edilir.
  • Son olarak sağ ve sol ayak topuklarla birlikte yıkanır. Böylece abdestin alınışı tamamlanmış olur.

Abdestin farzı dörttür:

  1. Elleri ve kollan dirseklere kadar yıkamak
  2. Yüzü yıkamak
  3. Başın dörtte birini mesh etmek
  4. Topuklar da dahil ayakları yıkamak

Bazı durumlar abdestin bozulmasına neden olur. Bunların başlıcaları şunlardır:

  • Uyumak
  • Bayılmak
  • Tuvalet ihtiyacını gidermek
  • Yellenmek
  • Kusmak

3.4. Teyemmüm

Teyemmüm, Müslümanlara ibadetlerin yapılışı konusunda birtakım kolaylıklar sağlamaktadır. Temiz su bulunmadığı ya da hastalık ve benzeri sebeplerle suyun kullanılmasının sakıncalı olduğu durumlarda teyemmüm yapılır. Teyemmüm; temiz toprak veya kil, kum gibi toprak cinsinden bir maddeyle yapılır. Bununla ilgili olarak Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurur: “... Su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla mesh edin. Allah (c.c.) size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez.”

Teyemmüm şu şekilde yapılır:

  • Önce teyemmüm almak için niyet edilir.
  • Sonra eller temiz toprağa ya da toprak cinsinden bir şeye sürülüp silkelenir ve yüz mesh edilir.
  • Ardından aynı şekilde eller tekrar toprağa sürülür. Önce sağ, sonra da sol kol mesh edilir.

Bu şekilde teyemmümün alınışı tamamlanmış olur. Bir kez yapılan teyemmümle ancak bir vakit namaz kılınabilir. Her namaz için ayrı ayrı teyemmüm almak şarttır.

Su bulunur veya suyun kullanılma imkânı ortaya çıkarsa teyemmüm bozulur. Ayrıca abdesti bozan her şey teyemmümün bozulmasına sebep olur.

3.5. Mekân ve Çevre Temizliği

Temizlik bir bütündür. Hem bedenimizi ve giysilerimizi hem de içinde bulunduğumuz mekânları ve çevreyi temiz tutmalıyız.

Hayatımızın büyük bir bölümünü evimizde geçiririz. Sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir şekilde hayatımızı sürdürebilmemiz için evimizi temiz tutmalıyız. Anne ve babamıza, evimizin tertip ve düzeni konusunda yardımcı olmalıyız.

Evimiz gibi okulumuz da yaşadığımız mekânların başında gelir. Okulumuzun lavabo, tuvalet, koridor ve kütüphane gibi bölümlerini temiz kullanmalıyız. Çöpleri çöp kutularına atmalıyız. Sınıfımızı temiz tutma konusunda üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Okulumuzun bahçesini de temiz tutmalı, ağaçlara zarar vermemeliyiz.

Çevremizde herkese açık olan bazı toplumsal mekân ve yerler vardır. Parklar, piknik alanları, camiler, hastaneler, tiyatro ve sinemalar bunlardan bazılarıdır. Buraları temiz tutmalıyız. Yerlere çöp atmamalı ve tükürmemeliyiz. Çevreyi kirletenleri güzel bir dille uyarmalıyız. Toplumsal mekânların ve çevrenin temizliği konusunda diğer insanlarla yardımlaşma ve dayanışma içinde olmalıyız. Çevremizi temiz tutma konusunda duyarlı olmalıyız.

İslam dini çevreyi temiz tutmamızı emreder. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde, “Allah (c.c.) temizdir, temiz olanları sever... öyleyse avlularınızı ve boş sahalarınızı temiz tutun...” buyurmuştur. Başka bir hadislerinde ise insanların gelip geçtiği yolların, onların gölgelendikleri yerlerin temiz tutulmasını öğütlemiştir. Bizler de dinimizin buyruklarına uyalım. Toplumsal mekânları ve çevreyi temiz tutalım. Bunun hem kendi sağlığımız hem de diğer insanların sağlığı, mutluluğu ve huzuru için gerekli olduğunu unutmayalım.

Namaz Vakitleri

Hava Durumu

Tasarım - Yazılım - Sistem: Ömer Faruk Er - Medya İnternet