Ömer Faruk Er - Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Portalı

Tevhid ile ilgili kudsi hadisler

Tevhid’in Fazileti ve Şirkten Sakındırma, Allah'ı Birleme, Kaza ve Kader'in Allah'tan olduğuna iman gibi konulardaki kudsi hadisleri okuyabilirsiniz.

Tevhid ile ilgili kudsi hadisler Kudsi Hadisler

Tevhid’in Fazileti ve Şirkten Sakındırma

Enes bin Malik’ten (r.a.) rivayetle, Nebî (s.a.s.) şöyle bu­yurdu:

“Yüce Allah cehennemliklerin en az azap görenine:

“Şa­yet yeryüzünde olan her şey senin olmuş ol­saydı, onları bu azap­tan kurtulmak için feda eder miydin?” diye sorar. O da:

“Evet.” der. Bu cevap üzerine Allahu Teâlâ:

“Âdemin sul­bünden birisi ola­rak sen­den bu dediğinden daha azını iste­dim ki, o da bana hiçbir şeyi ortak koşmaman idi; ama sen bun­dan yüz çevirip ortak koştun.” diye buyurur.”[1]

Buhârî’de geçen bir rivayet de şöyledir:

“Allah (c.c.) kıyamet günü cehennemliklerin en az azap gö­re­nine:

“Şayet yeryüzünde olan her şey senin olmuş ol­saydı, on­ları bu azaptan kurtulmak için feda eder miydin?” diye sorar. O da:

“Evet.” der. Bunun üzerine Allahu Teâlâ:

“Âdem’in sulbünden birisi ola­rak senden bu dediğinden daha azını istedim ki, o da bana hiçbir şeyi ortak koşmaman idi; ama sen bundan yüz çevirdin ve bana ortak koştun.” bu­yurur.

Yine Buhârî’de (6538) gelen bir rivayet de şöyledir:

“Kıyamet günü bir kâfir getirilip, kendisine:

“Yeryüzü dolusu altına sahip olsan, ateşten kurtulmak için onları feda eder miydin?” diye sorulur. O da:

“Evet.” der. Bunun üze­rine:

 “Şüphesiz senden bu dediğinden daha kolayı (azı) is­tendi.” buyurulur.

Müslim’de (2805) geçen bir lafız ise şöyledir:

“Yüce Allah cehennemliklerin en az azap görenine:

“Eğer dünya ve içindekiler senin olmuş olsaydı, onları bu azaptan kurtulmak için feda eder miydin?” diye sorar. O da:

“Evet.” der. Bunun üzerine Allah (c.c.):

“Âdem’in sulbün­den birisi olarak senden bu dediğinden daha azını istedim. Şüp­hesiz ki, o da bana hiçbir şeyi ortak koşmaman idi. (Ravi der ki: “Zannediyorum bu­rada “bunu kabul edersen seni ateşe koymam.” dedi.) Ama sen bu isteğime karşı geldin ve bana ortak koştun.” diye buyurur.

Yine Müslim’de (52/2805) gelen bir rivayet şöyledir:

“Kı­yamet gününde bir kâfire:

“Yeryüzü dolusu altına sa­hip olsan, ateşten kurtulmak için bunları feda eder miydin?” diye soru­lur. O da

“Evet.” der. Bunun üzerine:

“Bundan sonra daha azı (senden) istendi.” buyurulur.

***

Ebû Zer (r.a.)’dan rivayetle, o dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Her kim bir iyilik işlerse, ona bunun on katı kadarı veya daha faz­lası olarak artırmam var­dır. Kim de kötülük işlerse, onun karşılığı mislidir veya ba­ğışla­mamdır. Kim yeryüzü dolusu günah işleyip de bana hiç­bir şeyi ortak koşmadan gelirse, onu getirdiklerinin misli ka­dar mağfiret ile karşılarım. Her kim bana bir karış yakla­şırsa, ona bir zira’ (arşın) yaklaşırım. Kim bana bir zira’ yaklaşırsa, ona bir kulaç yaklaşırım ve kim de bana yürüyerek gelirse, ona koşarak giderim.”[2]

***

[1] Müttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim). Lafız Buhârî’ye aittir (3334).

[2] Müslim (2687), Ahmed bin Hanbel (8/21544) Hadisteki lafzı kendisine aittir. İleride gelecek.

***

İbadetlerde Şirkin Haram Oluşu

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, o dedi ki: “Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Ben şirke girip ortak koşan­lardan (bütün bu şirk ve müşriklerden) uza­ğım. Her kim bir amel işleyip, bana herhangi birini ortak koşacak olursa, onu da şirkini de (yüz üstü) bırakırım.”[1]

***

[1] Müslim (2985).

***

Sebepleri Var Edenin Bizzat Allahu Teâlâ Olduğuna İman Etmek

Zeyd bin Halid el-Cühenî (r.a.)’dan rivayetle, o dedi ki:

“Resûlullah (s.a.s.) Hudeybiye’de, geceleyin yağan yağ­mu­run peşinden bize sabah namazını kıldırdı. Resûlullah (s.a.s.) namazı bitirince insanlara yönelip:

“Rabbiniz ne bu­yurdu biliyor mu­sunuz?” dedi. Onlar da:

“Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dedi­ler. Resûlullah (s.a.s.) de bunun üzerine:

Allah buyurdu ki: “Kullarımın arasından bana iman eden de oldu, kâfir olan da: “Allah’ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur verildi.” diyen kimse, bana iman eden ve yıldızların gücünü inkâr edendir. “Falan ve falan yıldızlarla bize yağmur verildi.” diyen kimse de beni inkâr edip, yıldızların gücüne inanan kişidir.” dedi.”[1]

Buhârî’nin (4147) rivayet ettiği bir hadis de şöy­ledir:

“Resûlullah (s.a.s.) ile birlikte Hudeybiye yılında (Hudeybiye’ye) geldik ve o gece yağmur yağdı. Ardından Resûlullah (s.a.s.) bize sabah namazını kıldırdı. (Namazı bitir­dikten) sonra da bize dönüp:

“Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?” diye sordu. Biz de:

“Allah ve Resûlü daha iyi bi­lir.” dedik. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allahu Teâlâ dedi ki: “Kullarımın arasından bana iman eden de oldu, inkâr eden de. “Allah’ın rahmeti, rızkı ve fazlıyla bize yağmur verildi.” diyen, bana iman eden ve yıl­dızların gücünü inkâr edendir. “Falan yıldız tarafından bize yağ­mur verildi.” diyen ise, yıldızın gücüne inanan ve beni in­kâr edendir.”

Buhârî’nin (7503), lafzını kısaltmış olarak rivayet ettiği hadis şöyledir:

“Resûlullah’a (s.a.s.) yağmur verildi (duasının vesilesiyle yağmur yağdı) ve dedi ki:

“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Kulla­rımın içinden beni inkâr eden de oldu, iman eden de.”

Müslim’de (71) Buhârî’nin ilk rivayet ettiği lafız gibi ri­va­yet et­miştir.

***

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, o dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Rabbinizin ne buyurduğunu bilmiyor musunuz? Buyurdu ki: “Kullarıma ne zaman bir nimet versem, içlerinden bir grup onu inkâr eder ve “yıldız verdi ve yıldızla geldi (yani bu nimet, yıldız saye­sinde veya yıldız tarafından verildi) der­ler.”[2]

***

[1] Müttefukun aleyh. Hadisin lafzı Buhârî’ye aittir. (1038)

[2] Müslim (72).

***

Allah’ı Birlemenin ve O Kendi­sini Nasıl Vasfetmişse Öylece İman Etmenin Vacip Oluşu

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, o dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle dedi:

“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Âdemoğlu hiçbir hakkı ol­madığı hâlde hem bana sövdü, hem de beni yalanladı. Bana sövmesi: “Benim oğul edindiğimi uydurması”; beni yalanla­ması da: “Benim kendisini ilk kez yarattığım gibi tek­rar diriltmeye­ceğimi söylemesidir.”[1]

Yine bir lafzında (4974) şöyle rivayet etmiştir.

“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Âdemoğlu beni yalanladı, halbuki onun beni yalanla­ması asla kendisine yaraşmaz. Âdemoğlu, bana kötü konuştu (bana sövdü), oysa bana sövmesi ona yaraşmaz. Onun beni yalanlaması, “Benim kendisini ilk kez yarattığım gibi tekrar diriltmeyeceğimi söy­lemesidir.” Oy­sa ki benim için, bir şeyi sonradan diriltmek, ilk kez yaratmak­tan daha zor de­ğildir. Bana kötü konuşması ise, “Allah ken­dine oğul edindi” demesidir. Oysa ki ben, tek ve her şeyden müs­tağni olan (samed olan) Allah’ım. Doğurmadım, doğurulma­dım ve hiçbir şey bana denk olmadı.”

Buhârî’nin kendisine ait başka bir rivayet lafzı ise şöyle­dir:

“Âdemoğlu hakkı olmadan beni yalanladı ve hakkı ol­madan bana kötü konuştu (sövdü). Beni yalanlaması, “Benim kendisini, ilk kez yarattığım gibi tekrar diriltemeyece­ğimi söylemesidir.” Bana sövmesi ise, “Allah kendine oğul edindi” demesidir. Oysaki Ben tek ve her şeyden müstağni olan (samed) Allah’ım, doğurmadım, doğurulmadım ve hiçbir şey bana denk (küfüven) olmadı.”

Hadiste geçen “samed” kelimesinin anlamı; otoriterliğin ve efendiliğin en yüce, en üst mertebesidir ki, hiçbir şey O’nun üzerinde egemen olamaz.

Yüce Allah’ın (c.c.) “küfüven” kavlinin manası da or­tağının, benzerinin, denginin olmamasıdır.

***

İbn Abbas (r.anhuma)’dan gelen rivayette, Nebî (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Allah (c.c.) dedi ki: “Âdemoğlu hakkı olmadan beni ya­lanladı ve (yine) bana hakkı olmadan bana kötü konuştu. Beni yalanla­ması, “Benim kendisini, ilk kez yarattığım gibi tek­rar diriltemeyeceğimi zannetmesidir.” Bana sövmesi de, “Benim bir oğul edindiğimi söyleme­sidir.” Şüphesiz bir eş ya da oğul edinmekten kendimi tenzih ede­rim.”[2]

***

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, o dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Âdemoğlu dehre (za­mana) söverek bana eziyet eder. Dehr benim; iş benim elim­dedir, gece ile gündüzü birbiri ardınca ben getiririm.”[3]

Kendisine ait (6181) bir lafız da şöyledir:

“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Âdemoğulları dehre (zamana) söver. Zaman benim, gece ile gündüz benim elimdedir.”

Müslim’de (2246) geçen lafız da şöyledir:

“Allahu Teâlâ buy­urdu ki: “Âdemoğlu zamana söver. Zaman benim, gece ile gündüz benim elimdedir.”

Yine kendisine ait bir lafız da (3/2246) şöyledir:

“Allahu Azze ve Celle buyurdu ki: “Âdemoğlu, “Yıkılası dehr! (zaman)” demekle bana eziyet ediyor. Dolayısıyla sizden birisi ke­sinlikle “Yıkılası dehr!” demesin! Çünkü dehr (zaman) benim. Gecesini de gündüzünü de birbiri ardınca ben getiririm ve dilersem onları kabzederim.”

Yüce Allah’ın: “Âdemoğlu bana eziyet ediyor...” kavline bakacak olursak; İmam Kurtûbî (rah.a) şöyle demektedir: “Hakkında eziyet edilmesi caiz olan ve mümkün bulu­nan eziyet verici sözlerle bana eziyet etmekte, bana eziyet ver­mektedir.” manasındadır. Yüce Allah, kendisine eziyet türü ifadele­rin (sözlerin) vs. izafe edilmesinden münezzehtir. Aynı şekilde bu söz de alabildiğince genişletilebilmektedir. Öyleyse kast edilen “Her kim bu sözlerden birisini söyleyecek olursa Allah’ın (c.c.) gazabına müstahak olur.” anlamıdır.

Yüce Allah’ın: “Ben zamanım (dehrim)” kavlinin manasına gelecek olursak; bu konu hakkında da İmam Hattâbî (rah.a) şöyle demektedir: “Bunun manası şudur: “Ben zamanın sahibiyim, za­mana nispet edilen işlerin evirip çevireniyim. Öyleyse her kim bu işlerin faili olduğu için zamana sövecek olursa, onun sövmesi, bu işlerin faili olan Rab Teâlâ’ya dönecektir.” (İmam Hattâbî’den muhtasar olarak.) Yüce Allah (c.c.) en iyisini bilicidir.

***

[1] Buhârî (3193).

[2] Buhârî (4482).

[3] Müttefekun aleyh. Lafız Buhârî'ye aittir (4826).

***

Kaza ve Kaderin, Hayrın ve Şerrin Hepsi­nin Allah’tan (c.c.) Oldu­ğuna İman Etmek

Abdullah bin Mesûd (r.ah)’dan rivayetle, o dedi ki:

“Bizlere doğruyu söyleyen ve Allah katında da doğrulanan Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz sizden birinizin nutfesi, anasının karnında kırk gün bekletilir. Sonra aynı şe­kilde bir kan pıhtısı hâline gelir. Sonra bu kadar vakit geç­tik­ten sonra bir et parçası hâline gelir. Sonra da Allahu Teâlâ bir melek gönderir. Meleğe dört esası yazması emredilir.

Kendisine “Bu kulun amelini, rızkını, ecelini ve cehennem­lik mi yoksa cennetlik mi? olduğunu yaz.” denilir. Sonra da ona ruhu üfle­nir. Sizden biri cennet ehlinin işini işler; öyle ki cennet ile arasında bir zirâlık (bir arşın boyu) mesafe kalır; ama yazgı öne geçer ve cehennem ehlinin işini işleye durur, öyle ki cehennem ile arasında bir zirâlık mesafe kalır, ama yazgı öne geçer ve cennet ehlinin işini işlemeye başlar ve böylece cennete girer.”[1]

Buhârî’den gelen (6594) başka bir lafız da şöyledir:

“Sizden birinizin nutfesi, anasının karnında kırk gün bekleti­lir. Sonra aynı şekilde kan pıhtısı hâline gelir. Sonra bu kadar zaman geçtikten sonra bir et parçası hâlini alır. Sonra da Allahu Teâlâ bir melek gönderir ve ona dört hususu; rızkını, ecelini, iyi ya da kötü olup olmayacağını yazmasını emreder.

Allah’a yemin olsun ki, sizden biriniz cehennemlik amel işler, öyle ki cehennem ile kendisi arasında bir kulaçtan az ya da bir arşınlık mesafe kalır, ama yazgı (kader) öne geçer ve cennet ehlinin amelini işlemeye başlar ve cennete girer. Aynı şekilde kişi cennet ehlinin amelini işler, öyle ki cennet ile kendisi arasında bir kulaçtan az ya da iki arşınlık mesafe kalır, ama kader öne geçer ve cehennem ehlinin amelini işlemeye başlar ve cehenneme girer.”

Buhârî’de geçen (7454) başka bir rivayetteki lafız ise şöyledir:

“Sizden birinizin nutfesi anasının karnında kırk gün ya da kırk gece bekletilir. Bundan sonra bu kadar daha za­man geçince bir kan pıhtısı hâline gelir. Daha sonra bu ka­dar bir zaman daha geçince de bir et parçası hâline gelir. Sonra Allahu Azze ve Celle ona bir melek gönderir. Bu me­leğe dört şeyi yazması hususunda izin veri­lir. Rızkı, ece­li, ame­li ve cehennemlik mi yoksa cennetlik mi olduğu... Sonra da Al­lah ona ruh üfler. Sizden biri cennet ehlinin amelini işler, öyle ki cennet ile arasında bir arşın boyundan fazla me­safe kalmaz, ama yazgı öne geçer ve cehennem ehlinin ame­lini işlemeye başlar, böylece cehenneme girer. Yine sizden birisi ce­hennem ehlinin amelini işler, öyle ki cehennem ile ara­sında bir arşın boyundan fazla bir mesafe kalmaz, ancak ka­der öne geçer ve cen­net ehlinin amelini işlemeye başlar, böylece cennete girer.”

Müslim de (2643) Buhârî’nin ilk rivayetine benzer bir ha­dis rivayet etmiştir.

***

[1] Müttefekun aleyh. Lafız Buhârî'ye aittir. (3208)

***

Önemli Bir Açıklama

Bu, biraz önce geçen hadis, Resûlullah (s.a.s.)’in “Ameller an­cak sonuçlarına göre değer kazanır.” hadisine işaret et­mekte­dir.

Nitekim bu hadiste; bu konuda böbürlenmekten, sakat değer­lendirmekten, kötü inançlı lanse etmekten şiddetli uyarı ve sakın­dırma söz konusudur. Dolayısıyla her kim Allah’a ek­sik ve sapmış bir vaziyette kulluk ediyorsa, amelleri­nin sonuç itibariyle kötü olduğu ve kötü ameller üzere olduğu inkâr edilemez bir haki­kat olarak önümüze çıkı­yor. Yüce Al­lah (c.c.) bütün kötü amel­lerden bizleri ko­rusun ve işle­rimizi hep hayır ile tamamlayıp bitirmemizi nasip etsin. (Amin)

***

Apaçık İman

Enes bin Malik (r.a.)’den rivayetle Resûlullah (s.a.s.) dedi ki:

“Allah (c.c.) şöyle buyurdu: “Ümmetin: “Şu ne böyle? Bu ne böyle?” diye sorup durdular. Nihayet, “Allah (c.c.) mahlu­katı yarattı, peki Allah’ı kim yarattı?” diye sordular.”[1]

Aynı şekilde Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilmiştir. Kendisi şöyle dedi:

“Nebî (s.a.s.)’in ashabından bir grup gelip Nebî (s.a.s.)’e:

“Bizim kalbimize, bazen sözünü etmeyi çok bü­yük (yani haddi aşmak) telakki edeceğimiz bazı fikirler gelmektedir.” diye sordular. Resûlullah (s.a.s.):

“Bunu duyuyor musunuz?” diye sordu. Oradakiler de:

“Evet.” dediler. Bunun üzerine Nebî (s.a.s.):

“İşte bu apaçık iman­dır.” diye cevap verdi.

Müslim’in (133) Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) riva­yet et­tiği hadiste şöyle demiştir:

“Nebî (s.a.s.)’e vesveseden soruldu. Bu­nun üzerine:

“Bu apaçık imandır.” diye cevap verdi. Yani vesvesenin sebebi (ortaya çıkışı), o kimsede kesin bir imanın göstergesidir.

Yine Müslim’in (134) rivayetinde Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle der: “Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“İnsanlar “Allah mahlukatı ya­rattı, peki Allah’ı kim yarattı?” deyinceye kadar soru sormaya devam ederler.”

Bir başka rivayetin lafzında ise: “....Şayet sana vesvese gelirse bundan Allah’a (c.c.) sığın, o zaman gider.” ibaresi mevcuttur.

Yani şeytanî olan bu vesveseden Allah’a (c.c.) sığın ki, bu vesvese gitsin ve bu vesveseyi düşünmekten kaçın... Allah (c.c.) en iyi­sini bilendir.

***

[1] Müslim (136).

Namaz Vakitleri

Hava Durumu

Tasarım - Yazılım - Sistem: Ömer Faruk Er - Medya İnternet